By A Web Design

Dağcılar dağ turizmi için ne düşünüyorlar (-dı 1990 larda)

 

DAĞCILAR DAĞ TURİZMİ İÇİN NE DÜŞÜNÜYORLAR? 1 Turizm Bakanlığının Dağ Turizmini Özendirme yolundaki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
2-Dağ Turizmi İle İlgili kişi ve kuruluşların etkinliklerini nasıl değerlen diriyorsunuz?
3-Bu konudaki önerileriniz nelerdir? 
YILMAZ SEVGÜL 
1.Kökenli ve alt yapı çalışması dikkatli yapılmış olduğuna inanmadığımdan bu konuya pek sıcak bakmıyorum. Bir takım temel olgular, eksiklikler düzeltilmeden birşeyler kur maya çalışmak sağlıksız olur, kaldıki Türkiye dağları bakir dağlar ve böyle kalmaları ve kirlenmemeleri için önlemler alınmalı. Gördüğüm kadarıyla bu türden bir çalışma yapılmıyor ve bu yüzden de teşvik edilen dağ turizminin Türkiye dağlarına zararlı olacağı kanaatindeyim.
2. Bu konudaki düşüncelerim de oldukça olumsuz. Bu İşi yapanlar sa dece ticari zihniyet İle yapıyorlar. Kendim de bizzat Aladağlarda bu ku ruluşların doğayı ne denli kirletebildikleri ni gördüm. Doğrusu dağda 3100 mt yükseklikte çöp öbekleri ile karşılaşmak hoş değil. Gerçek bir doğa sever çöpünü dağda bırakmaz.
3. Herşeyden önce dağcılık turizmi Dağcılık Federasyonu bağlantılı yapılmalı ve organik bir bağ sağlanarak temel satamlaşiırılmalı, bu konudaki kadrolar iyi eğitilmeli ve dikkatli seçilmeli. Şu anda yoğun bir yüzeysellik söz konusu. Ardı arkası düşünülmemiş, reklam amaçlı bir politika İzleniyor. Bu konunun traflıca ve çok iyi irdelenmesi gerektiğine inanıyorum. Konuya bilimsel açıdan ba kılmalı ve asıl amaç dağları daha iyi koruyabilmek ve daha verimli hale getirebilmek olmalı. (Yıldız Üniversitesi Dağcılık Kulübü'nden. )

 

Dr.süleyman Yılmaz 
1.Dağ turizmi hakkında hiç de olumlu düşünemiyorum. Bir yerin iyi, güzel, temiz olduğunu anlatmak için "el değmemiş" sözünü kullanırız. Dağlarımıza Turizm adı altında, dağ, dağcılık ve onun yeşil felsefesinden uzak, bilinçsiz binlerce insanın götürülmesi artık ülkemizde bozulmamı;, kirletilmemiş çok az şeylerden birisi olan dağlarımızın sonunu gösteren felaketin başlangıcı olacaktır. Evet ben bu konuda muhafazakâr düşünüyorum. Çünkü, dağcı dağlara kar gözlüğü ile bakarken dağ turizmcisi kar gözlüğü ile bakacak ve bu amaç doğrultusunda dağlarımızın kirletilmesini, doğanın bozulmasını getirecektir. Dağ turizmcisi olan insanların kendilerine dağcı demeleri veya öyle zannetmeleri bir şeyi değiştirmeyecektir. Devletin önayak olup başlattığı bu olaya biz dağcılar karşı çıkarsak acaba devlet aleyhtarı olurmuyuz bilmiyorum ama ben devletin karışmamasından yanayım. Bu gün dağ turizmi destekçisi olan devlet ya dağlarımız kirletildiğinde ne yapacak? Bu konuda bazı kişilerin şu önerilerde bulunduğunu duyuyoruz: Devlet gerekli yasal düzelemeleri yapsın ve dağ turizmi yapacak kişilerin belirli bir eğitimden geçirilmesi şart olsun gibi. Bu ülkede her konuda mevzuatın en iyisi yapılmıştır ve vardır, ama hiçbir zaman gerektiği gibi uygulanamamıştır. Kişilerin eğitimden geçirilmesine gelince biz yıllardır deniz turizmiyle ilgili kişileri eğittik de denizlerimizi kurtarabildik mi? Önerim: biz dağcılar, dağ turizminin kimlere, hizmet vereceğini ve ne amaçla yapıldığını düşünelim yeter. (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dağcılık ve Doğa Yürüyüşleri Kulübü'nden.) 
Muhammet Onçırak 
1.Turizm bakanlığının dağ turizmini Özendirme çalışmalarını gayet olumlu buluyoruz desek de bunun getirdiği pekçok soru işareti vardır. Dağlar, gerçek doğasever dağcılara yada çadır kampına gönül verenlere açılırsa faydalı olur. Turizme açılırken sadece para kazanmak uğruna dağlarımız katledilecekse hiçbir yarar sağlamaz
2.Dağ turizmi diğer turizm çeşitlerinden daha farklı olduğundan bununla ilgilenecek kişi ve kuruluşların muhakkak dağ sevgisine ve kültürüne sahip olması şart. Türkiye Dağcılık Federasyonunun çalışmalarını gayet olumlu buluyoruz. Bunun yanında macera olsun diye dağ turları yapan kişiler (günübirlikçiler), işte bunlar doğa düşmanlarıdır.
3.Dağ turizmi deyince öncelikle çadır düşünülmeli, eğer bir tesis yapılacaksa da bu bakanlık eliyle yapılmalıdır ve tamamen doğa sporlarıyla uğraşan kişilere hizmet vermelidir. Turizm Bakanlığı dağ turizmine yönelirken Dağcılık Federasyonu ile diyalog kurması her zaman faydalıdır. Türkiye dağlarının korunması hepimizin görevidir.
(Rize Dağcılık İl Temsilcisi)

 

Dr. A. TAYFUN TERCAN 
1.Turizm Bakanlığının Rafting- Trekkİng-Nostaljik buharlı tren yolculuğu organizasyonlarını izledim. Niğde Aladağlardaki Trekking organizasyonlarına katıldım.Organizasyon öncesinde dağcı arkadaşlarımla yaptığımız değerlendirme toplantılarında dağların turizm yatırım alanları olarak değerlendirilmesinin doğru olmayacağı benzeri endişeleri derleyip yazdık. Tanıtım ve özendirme amaçlı Trekking(Turiznı Bakanlığı Organizasyonunda Trekking denildiğinden ilk satırlarda aynını kullandım. Artık dağ yürüyüşü diye ceğim) organizasyonunun ilk günkü basın konusunda Turizm Bakanı Sn. Abdiilkadir Ates'in dağların çevre sorunlar ve dağlardaki yapılaşmalar hakkındaki sözleriyle rahatladım. Öyle sanıyorum ki Turizm Bakanlığı bünyesindeki doğaya duyarlı (ve sayıları fazla olmayan) kişilerin olumlu katkılarıyla iyi niyetle planlanmış bir organizasyon izledim. Ancak iyi niyetli olmak yeterli olmadı. Organizasyon konusundaki eksiklikler bütana yapılanlar yapıldığı yerde kaldı, özendirme amaçlı dağ yürüyüşü yılda bir kez yapılacalc kitle organizasyonlarıyla olmamalı. Bilgilendirme ve Bilinçlendirme ile oluşacak potansiyelin doğayla uyumu dağ yürüyüşleri ile biçimlenebilir. Turizm Bakanlığı organizasyonları basında devrilen kanodan suya düşen ünlüler ile, gönül ilişkileri dedikoduları ile yer aldı. Kısaca Turizm bakanlığı iyi niyetliydi ancak gerçek amaç vurgulanamadı ve süreklilik sağlanamadı. 
2.Dağ turizmi ile birlikte çevre kirliliği ve yapılaşma sorunları yaşanacaktır. Zaten şimdiden bazı dağlarımızda giderilmesi adeta olanaksız boyutlara ulaşmıştır. Kaçkarlar ve Aladağlardaki kirlenme, Uludağ ve Erciyes'deki uygun olmayan yapılaşma belirttiğim sorunlara örnek olabilir. Üstelik dünyanın çeşitli bölgelerinde bugün tartıştığımız çoğu sorun yüz yıl önce yaşanıyordu, iyi bir gözlem ve araştırma bize çok zaman kazandıracaktır. Kişisel çabaların gerekli ancak yetersiz olacağını düşünüyorum. Bu gün için kuruluşların etkinleri ise çoğu kez iyi niyetli ancak koordinasyonda yoksun. Çoğu kaynak ve emek böylece harcanıyor.
3. Kurumlaşmaya ve koordinasyona önem verilmelidir. Çevre bilincinin oluşturulması konusunda dağcılar birer misyoner gibi cabalamalı. çabalar gelecekte gelenekleri oluşacak kurumların oluşması için bir (eştirilmeli ve illede kurumlararası koordinasyon sağlanmalıdır. (istanbul) 
Alper Sesli 
1. Dışarıdan şov yönü ağır basan biri gibi gözüküyor ama Önemli olan zaten topluma tanıtmak. Burada altyapı çalışmalarının değeri büyük olduğundan eğer bu konu iyi etud edilmiş ve bu Konuda gerçekten kayda değer çalışmalar yapılmışsa güzel. Aksi takdirde bütün temeli çürük gibi fiyaskoyla sonuçlanacaktır ki birincil önemdeki dağlarımız da bu takdirde tehlikeye atılmamalı. 
2. Son dönemde doğa organizasyonları adı altında birçok şirket türemiştir. Aktif çalışan biri olarak bu çevreyi iyi tanıyorum ve gözlemlerime dayanarak ta bu kişilerin hepsinin doğa ve doğada faaliyet konusunda bilinçsiz ye yetersiz olduklarını söyleyebilirim. Çünkü Türkiye'de henüz Turizm Bakanlığı ve Dağcılık Federasyonunun ortak çalışmaları ve belirlenmiş bir dağ rehberliği statüsü yok. Birkaç kez sırtına çanta alıp eften püften faaliyete giden herkes rehberiz diye ortaya atılıyor. Bu insanların zor doğa koşulları ya da bunların yaratabileceği yaralanmalar karşısında ne tür bir hakimiyet sağlayabilecekleri tartışılır. Turizm bir insana hizmet sektörüdür. Şirket olarak çalışanlarsa zaten sayıca az. Maalesef bunlar da doğayı kirleten kuruluşlar göze çariyorlar. Bu durumun en kötü yanı ise bu şirketlerin sahiplerinin dağcı olması. Bu da gösteriyor ki para, doğa sevgisi ve doğa bilincinin önüne set çekebiliyor.
3. (1) Türkiye dağcılık federasyonu ve Turizm Bakanlığı ortak çalışmasıyla dağ ve doğa rehberliği statüsü oluşturulmalı. (2) Profesyonel kurtarma ekipleri kurulmalı. Kayseri, Erzurum, An- talya.Ağrı gibi yoğun dağcılık çalışmaları biten bogelerde 10.000 feet üzerine çıkabilen ambulans helikopterler bulundurulmalı. (3) FM bandından yayın yapabilen İlk yardım amaçlı telsiz ağı ve noktaları oluşturulmalı (4) Tüm dağ turizmi yörelerine helikopter pistli, Telsizli acil servis verebilen İlk yardım hastahaneleri kurulmalı. (5) Doğa sporcularının çözüm bulunamayan sigorta sistemine devlet elatmalı. (6) Çevre koruma kanunlarıyla yayla turizminde betonlaşmanın önüne geçilmeli. (7) Milli Park Kanunları bir an önce aktif yasama gecerilmeli. Niğde- Aladağlar, Rize-Kaçkarlar mümkün olabildiğince çabuk haklarına kavuşturulmalı. (8) Turizm şirketleri denetlenmeli, sabit kamplı organizasyonları önlenmelidir. Sabit kamp sabit çöp demektir. (Yıldız Üniversitesi Dağcılık Kulübü'nden.)

 

Orhan Özçalık 
1. Yanlış olarak değerlendiriyorum. Dağ turizmi İçin böyle tanıtımlar yapılması -daha Türkiye dallarında gerçekleşmesi istenen turizm için gerekli altyapı yokken - yanlıştır. Bu altyapı dağ rehberleri yönünden değerlendirilmelidir. 
2. Dağ turizmi ile Türkiye'de uğraşan kurum ve kişilerin yeterli sayıda ve nitelikte olmadıklarını düşünüyorum. Şirketlerin daj turizmine bakışları yanlış. Hiçbir ön çalışmalan yok. Yeni alanların araştırılması yapımıyor. Yeni rotalar hep yabancılar tarafından keşfediliyor. Bu konuda eğitilmiş elemanları da yok. 
3. Öncelikle iyi bir rehberlik sisteminin yazılı olarak oluşturulması, dağcılık federasyonu ile bağlantılı olarak trek ve dağ turizmi alanında hizmet verecek rehberlerin eğitilmesi gerekir. Rehberlik kurumunun oluşturulması, bu alanda çalışan şirketlere rehber çalıştırma zorunluluğu getirilmesi ve bu şirketlerin etkin biçimde denetlenmesi gerekir. Planlı bir gelişme sağlamak için ne kadar turist gelirse o kadar kazanırız yaklaşımı yerine, dağların ekolojik olarak zarar görmeden kaldırabileceği turist sayısının belirlenmesi ve bunun üzerindeki insana kapatılması gerekir. Otel gibi yaklaşımların engellenmesi ve dağların doğal güzelliğinin korunmasının dikkate alınması gerekir. (Hacettepe Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'nden 

Not:Bu yazı "Pastoral Dergisi" sayı 1 den alınmışır

 

Pastoral  Dergisinden Ümit Şahin tarafından eklenmiştir.

Add a comment (0)

Vay Vay Torasan Bölgesine Ulaşım

 

Bölgeye ulaşım iki değişik yoldan yapılabilir. İlki, Çukurbağ köyünden hareketle, sıyırmalık vadisi, cebel başı geçidi (3200 m), kokorot vadisi, tayyare çukuru ve vay vay geçidi (3300 m) takip edilerek 2.5 günlük bir yürüyüş gerektirir. Bunu, iki güne sığdırmak da mümkün olabilir. Sulağan kaya, Gürtepe, C serileri ve Aladağlar'ın güney eteklerini görmek ve 2 adet yüksek geçitten kamp ve tırmanış yükü ile geçmek istenilirse bu rota tam dişinize göre. İdeal kamp yerleri 1. gün valikonağı (2400 m) , 2. gün ise vay vay'ın güney batısındaki karlı alandır (2850 m). 

İkincisi ise, Kayseri üzerinden Yahyalı, Barazama ve Karagöl vadisi üzerinden. Bu da en az iki gün. Ancak, 1 gün kayseri-Barazama arası ulaşımla arabada ve beklemeyle (Yahyalı' da) geçmektedir. Minibüsten inilmesi gereken yerin adı Barazama yolu üzerindeki Bostanlık köprüsüdür. Vadiye doğru 100-150 m. girince çınar ağacının hemen altında çeşme var ve vakit geç olmuşsa kamp atılabilir. Ancak, ertesi gün planlanan aktivitenin uzunluğuna göre, yaklaşma vadisinin sonunda ve Karagöl vadisinin tam karşısındaki yeşil alanda kamp atmak daha uygun olabilir. 1400m. irtifada olan bu yer, Ömer' in kitabında orman bekçi kulübesi olarak adlandırılan yerdir. Geniş ve yeşil bir kamp alanı olup su mevcuttur. 



Vay Vay çanağının girişine yakın bir noktaya kadar (tek mezar yaylası) hayvan çıkabilmektedir. Vadinin girişinden yürüyüşe çok erken başlanması tavsiye edilir, zira, vay vay kuzey çanağındaki kampa 1 günde ulaşmak epey zahmetli olabilir. 

Vay Vay kuzey duvarı için her iki yoldan da gidilebilir. Ancak Torasan bölgesi için Kayseri'den yaklaşım daha mantıklı olur. İdeal kamp yerleri; 

1)sinekli kapız. 
yeşil kamp alanından sonra en fazla 1.5 saat mesafede, orman bittikten sonra başlayan çakıllı yolun sonundaki kapız olup (1700m. irtifada) Torasan tarafına gitmek için çok uygundur. Kapızın içinde ve 10 dk. mesafedeki büyük boğazın hemen girişinde boulder yapmak mümkün. Buradan Torasan'ın dibine ulaşmak için (2600 m) yaklaşık 3 saat tempolu bir şekilde yükselmek tırmanış öncesi epey yorucu olabilir. 



2)tek mezar yaylası. 
Yeşil kamp alanından ayrıldıktan sonra buraya ulaşmak (2100m) en az 2.5-3 saat alır. Obanın olmadığı zamanlarda ise suyu bulmak problem olabilir. En kötü ihtimalle duvardaki oluklardan akan suyu kullanmak mümkün. Yada, burada kalmaktan vazgeçip, güneydeki vadinin içine doğru devam ederek yaklaşık 30 dk. sonra Tepesi Deliğin tam altında (2400m) kamp atılabilir. Batı tarafında kalan kayalıkların dibindeki kardan su yapılabilir. 

3)Vay Vay kuzey çanağı 
Tek mezar obasından ayrıldıktan sonra yukarı doğru çıkan patika takip edilerek vadiye hakim olan ikinci bir kamp yerine (tekmezar) varılır, 2300m. Buradan güneye doğru dönülerek Vay Vay kuzey çanağının içine doğru yürünür.Çarşaklı ve kayalık yapısından dolayı yorucu ve biraz da uzun süren bir etaptır. Kuzey duvarı kendini son ana kadar göstermez ve tam tırmanışın bittiği yerde yeşil ve de sulak bir düzlük bulunmaktadır. Duvara biraz uzak olmakla beraber çok güzel ve de geniş bir kamp yeridir, 2850 m

Add a comment (0)

Hinterstoiser

İt Oturumu Güney Batı Yüzü (yeni rota)

Recep'in '88 ADB bülteninde çıkan yazısı ile onu hem anmak hem de tanımayanlar için bir parça tanıtmak istedim.

Okuyacacağınız yazıda heyecan dolu satırlar yok. Heyecanı az, tehlikesiz olan tırmanışlar kolay unutulur. Daima hatırlanan ve anlatılan "o kelek durumdan nasıl kurtulunduğu" dur. O kelek durumdan kurtulamayanların öyküleri de unutuluyor. Aslında daha fazla hatırda kalması gereken, fazla riske girmeden yapılmış güzel tırmanışlar değil midir? 

Çürük kayada tırmanmanın yoğun bir gerginliği vardır. Tutamağın veya basamağın kopması herzaman beklenen bir durumdur. Ara emniyet noktalarına yeterince güvenemezsiniz; çünkü kayanın ne kadar taşıyacağını tahmin etmek güçtür. İstediğiniz sıklıkla ara emniyet noktası koyamazsınız; çünkü çok çürük yerlere koyacağınız ara emniyet noktasının hiçbir anlamı yoktur. Her an sizin yada arkadaşınızın başına bir taş düşebilir. Bu yüzden çürük kayada çok dikkatli olmak zorundasınız.

Bunca olumsuzluğu kimse istemez. Çürük kayada tırmanmanıza neden olacak bir şeyler olması gerek. Belli bir yüze duyulan istek, hırs, daha önce yapılmış olanı başarmak vs. Bu nedenleri çoğaltmak çok kolay. Nedenlerin hemen tamamı da insanın iç dünyası ve çevre ile etkileşimine bağlıdır. Bu yüzden, bence zor bir tırmanışta önemli olan ilk nokta duyguların kontrolüdür. Bunu başarmaktan alınan duygusal tatmin, tırmanıştan aldığınız zevke eşittir.

Bendeki hırs ve motive edici öğeler azaldığından beri limitlerimi zorlayacak tarzda ciddi kaya tırmanışları yapmadım sayılır. Bu arada yaptığım Lahitkaya Kuzey, C 1, ikinci Direktaş Kuzey çok ciddi sayılmayacak tırmanışlardı. Çürük kayanın gerginliğinden bıkmıştım. Demirkazık doğu sırtından diğer nedenlerin yanısıra benim bu genel ruh halimin payı da olmuş olabilir.

Şimdi Kayacık boğazının üst tarafındaki kamp yerimizden, bize zevkli anlar yaşatacağını ımduğumuz İt Oturumu'na doğru adeta koşarcasına çıkıyoruz.Batur önümde, arkamdan Emre, Rıfat ve onların İngiliz arkadaşları David geliyor. Genel kondisyonum iyi ama zor kayada neler yapabileceğimi hiç kestiremiyorum. Beşlik, altılık hamlelerde eğer ara emniyet noktalarınız sizi rahatlatacak kadar iyi değilse olay bir sıkıntıya dönüşebilir. Hele tırmanış gücünüze güveniniz azsa rezalet... Bu yüzden gelişecek olayları kendi haline bıraktım. İçimdeki karışık duygularıda.

Kaya göründüğü zaman heyecanlanmamak elde değildi. Karşıdan bakınca o yüzeyin üzerinde olma hissi ya da çıktıktan sonra dönüp yaptığın işe bakmak bana daima karışık, garip duygular taddırır.

İlk sikkeyi çaktıktan sonra tırmanacağımız yüzeye tekrar baktım. Hiç te kolay görünmüyor. Fakat kaya bir harika. Sağlam, sürtünmeye elverişli, insanı kendine çekiyor. Batur ve David bizden 100m ötedeler; seslerini duyuyoruz.

Sola, yukarı doğru bir diagonal rota izlemeye başladım. Fena değil, fazla ara emniyet noktası koyma gereği hissetmiyorum. Ama şu ufak balkon? Eh altına girdik işte. Uygun bir takoz koyuyorum. Rıfat ve Emre'den özür dileyip bir sikke çakıyorum. Çünkü tam balkona girmeden önce sikke sökmek hoş bir iş değildir. Küçük tutamak ve basamaklarla yükseldim ama yukarıda tutamak yok. Geri hamle yapıp tekrar baktım. Sağda bir su yolağı var; kenarını tutabilirim. Yeniden yükseldim fakat orayı tutamıyorum. Tekrar geri. Düşmekten korkum yok. O zaman kendimi daha fazla zorlayabilirim. Tekrar balkon küçüldüm. Sol elimin parmak uçları beni tutmaya çalışırken bıraktığım sağ elim beni su yolağının kenarına doğru yavaşça uzanıyor. Bu arada sağ tarafım geriye doğru açılmaya başladı ve o sırada dik kenarı yakalayabildim. Bir süre sonra ufak bir platformdan oluşan ilk istasyondayım. Tam bir ip boyu.

Recep tırmanırken

Sıra ikinci problemde. Üstümüz, sağımız, solumuz dümdüz. Bir iki hamle yükselip de bakmak devamının da ümitsizliğini gösterdi. Bu durumda aklıma Hinterstoiser geldi. Eiger Kuzey Duvarı'nı denerken yaptığı bir yan geçişten dolayı oraya éHinterstoiser Travers" adı verilmiş. Yükü ipe vererek, biraz aşağıdan, duvardaki gidilecek yöne bakan her çıkıntıyı kullanarak yan geçmek. Yapılacak iş bu. Bir ufak riski var tabi; pandüllü bir şok. Böyle bir şokun sonunda karşı sırta poster olmam söz konusu. Bu yüzden dikkatli olmam gerek.

Rıfat beni yaklaşık 10m. aşağıya indiriyor. Sağdaki kulvara ulaşmak için 10m den fazla yolum var. Gerektiğinde azar azar ip isteyip yan geçişe başlıyorum. Bayağı ince bir işçilik istiyor; çok az çıkıntı var. Her hamlayi ve sonrasını ayrı ayrı düşünüyorum. Bu arada ulaşacağım kulvarın dertsiz olmasına da dua ediyorum. Son hamle! Rıfat ipe bolluk vererek beni rahatlatıyor. Şimdi onların seviyesine kadar tırmanmalıyım. Neyse ki burası dörtten fazla değil. Sonunda sikkemi çakıyorum. İpi sabitliyoruz. Rıfat ve Emre ipe taktıkları karabinalarına oturarak keyifle geliyorlar. Çift kat olan ipin bir ucunu çözüp ipi çekip alıyoruz. Hinterstoiser ve arkadaşları da ipi böyle çekip alıyorlar ama fırtına çıkınca duvarın üstü buz tutuyor ve aynı yöntemle geri dönemiyorlar; sonunda ölüyorlar. Bizim için böyle bir olasılık yok.


Emre traversi yaparken

Burası rotanın kilit noktasıydı. Bu yüzden, çıktıktan sonra rotaya Hinterstoiser adını veriyoruz.

Üç ip boyu sonra doruğa ulaştık. Bu ip boylarında birini Emre lider tırmandı. Bir süre Batur ve David'i bekledik; fakat gelmediler. İndiğimizde onları tıkanan rotalarında iple iniş yaparken bulduk.

Burası İt Otrumunun en uzun rotasıydı sanırım. İpsiz çıkılan bölümlerle yaklaık 300m ve altı saat. 

Sonraki günler Emre ile Zegabon'un yüzünde beş eksi, altı'lık bir yan geçiş yaptık. Çünkü yukarı devam edemedik. Akilonya'nın batısındaki çatlağı altı artılık bir yan geçişle trımandık. (Rota yaklaşık 150m 4 artı - 6 artı). 

Buralarda daha bir sürü rota var. İlgilenen ve zevkli tırmanışlar yapmak isteyenler için... 

Recep Çatak

Emre altoparlak tarafından temin edilmiştir.

Add a comment (0)

Tırmanışa İlk Adımlar ve ADB

 

1986 da, İstanbul Üniversitesi ile başladığım dağcılığa kısa bir süre sonra kulüpten koparak ferdi devam ettim. Bunda, hem klüp içi ast üst ilişkileri hem de klübün kaya tırmanışına olan soğuk yaklaşımı etkili olmuştu. Bu nedenle, ’86 yazındaki Alaca ve Lahitkaya etkinliği klüple beraber ilk ve son Aladağlar faaliyetim olmuştu. Ancak, bu faaliyette çok güzel arkadaşlıklar kurdum ve bunlar ileride, dağcılıktaki seyrimi yönlendirecek tarzda önemliydi.

Tamamen tesadüfen gelişen bu durum, bir dinlenme gününde, Valikonağında kamp yapan ve aralarında Recep Çatak’ın da olduğu bir grup ADB’li dağcının kampımıza kısa bir ziyaret yapmaları ile başladı. Aslında, Ankara’dan gelen dernek başkanı Muzaffer Tıraş’ı karşılamak üzere gelmişlerdi ama bu esnada sohbet derinleşmiş ve Recep bizim gruba Ömer Tüzel ile yaptıkları Parmakkaya denemelerini anlatmaya başlamıştı. O zamana kadar çarşakta yürümekten öteye gidememiş biri olarak bundan tam bir sene sonra parmakkaya’ya ilk ciddi denememi yapacağımı söyleseler ben de inanmakta zorluk çekerdim. 

Duvar ve kaya tırmanışı benim için tamamen yeni kavramlardı ve maalesef İstanbul bu işlerde Ankara’nın çok gerisinde idi. Ballı’da bir tek İTÜ’lü Rıfat Başar ciddi anlamda kaya tırmanmaktaydı ve onunla da ‘86 Aladağlar yaz faaliyetinde tanışmıştım.Kulüp faaliyeti bittikten sonra Rıfat, ben ve Emin Elker’den oluşan üçlü Kızılkaya, Direktaş ve Demirkazık Batı rotası çıkışlarını da tamamlayarak faaliyete noktayı koymuştuk. Dağdaki performansımın iyi olması ve kaya tırmanışa olan ilgim Rıfat’la olan serüvenimizin de başlangıcı sayılırdı. 

İstanbul’a döndüğümüzde düzenli Ballı mesailerimiz başladı ve kısa bir sürede hem kaya derecemi hem de teknik bilgilerimi geliştirerek aramızdaki farkı kapattım ve bu işin duayenleri arasına girdim. Daha sonra aramıza katılan David ile de serbest tırmanış ve derecelendirme konusundaki eksikliklerimi geliştirdim. Şüphesiz David’in rota bulma konusundaki becerileri de o aşamada bizden daha iyiydi. Zira, Ballı’daki Ripper (parçalayıcı) ve gelmiş geçmiş en popüler rota Percussion onun eseriydi. Ancak, hepimizin bir eksikliği vardı o da dağda duvar tırmanışı tecrübemiz olmaması. Maalesef bu konuda kendimizi aşmamız kendi imkanlarımız ile pek mümkün olmadığından Ankara’daki ADB’li abilerimizle irtibata geçtik. Ankara’daki muhataplarımız Recep Çatak ve Batur Kürüz’dü. ADB’lerin biraz kendini beğenmiş olduklarını bildiğimizden beraber tırmanalım fikrini götürürken bayağı çekinmiştik ama korktuğumuz gibi olmadı ve mülkiyeliler mekanında oldukça sıcak karşılandık. Birkaç Ankara turundan sonra 1987 Temmuz’unda dörtlü bir tırmanış faaliyeti yapmaya karar verdik. 

Aslında birçok konuda birbirine rakip olan bu iki şehirden, birbirlerini sadece ismen tanıyan kişilerin biraya gelip sıfırdan tanışarak elbirliği yapmasını bugünün koşullarında bile çok değerli buluyorum. Bu, saygısı sadece yaptığı işe olan ve ortak paydası rekabet değil ancak gelişmek olan insanların takınabileceği bir tutumdur.

Nihayet beklenen gün gelmiş ve Rıfat’la ben 1 gün önceden Çukurbağ’a gitmiştik. Ertesi gün, (31 Temmuz 1987) Demirkazık köprüsü sapağında sabah vakti Recep ve Batur’la buluştuk. Adamların iki hurç dolusu malzemelerini görünce acayip heyecanlanmış ve sıkı bir faaliyet çıkaracağımızı hissetmiştim. Tüm teknik malzemeler ve kamp yükü Mehmet amcanın doğurmak üzere olan atına yüklendi ve biz de hafif yük ile Demirkazık doğu duvarının dibindeki göle doğru hareket ettik.Dağın bu tarafına ilk kez geliyordum ve Demirkazık kuzey duvarının heybeti karşısında çok etkilenmiştim.

1 Ağustos sabahı erken kalkıp kahvaltının ardından Kuzey Doğu sırtına doğru yöneldik. Hızlı bir tempoyla kuleye kadar olan kısmı Recep ve Batur önden giderek 2 ekip halinde tamamladık. Kuleden aşağı Recep indi ve geri geldiğinde gidilebilir olduğunu ancak gitmemizin zaman ve kalabalık olmamızdan dolayı riskli olacağını söyledi. Batur ve ben gidelim diğerleri dönelim deyince eşitlik olduğu için geri dönme kararı aldık. Bu deneme ve faaliyetin devamı ile ilgili olarak, Batur, ADB’nin 88/1 bülteninde Demirkazık Kuzeydoğu – İt Oturumu Güney başlıklı bir yazı yazdı.

Ertesi gün kampı toplayıp dağın güney tarafına, Narpuz’a kamp atmak üzere yola koyulduk. Ancak, küçük bir ayrıntı vardı o da Mehmet amcanın atının eksikliği. Onlarca teknik malzeme, yiyecek ve kamp yükünü çantalara bastığımızda inanılmaz ağır olmuştu. Çarşaktan yükselmek daha zor geldiğinden direk kayalara girmiş ve zaman zaman 3+ lık pasajlarda çantalarla zorlanmadan çıkınca Recep, ‘abi kayacılarla dağa gelmek de ayrı bir zevk’ diyerek memnuniyetini gizlememişti. O gece, Recep bize dağda ilk defa deneyeceği kuru bamyayı pişirmek istemiş ama, önceden ıslanmadığı için saatlerce kaynatmamıza rağmen bir türlü kıvamına gelmeyen bambiş günü aç ve sinirli bir bitirmemize neden olmuştu.

Ertesi gün David ve arkadaşı Sarah’ da bize katıldı ve hep beraber İt Oturumu’na doğru yola çıktık. David ve Batur güney tarafında Recep, Rıfat ve ben batı tarafında bir rota denemeye karar verdik. Bunlar daha önce çıkılmamış, tamamen yeni rotalardı. Günün sonunda benim olduğum ekip 5 ip boyu tırmanarak adını Hinterstoiser koyduğumuz güzel bir rota yaptık. Batur ve David ise zor bölümleri geçmelerine rağmen geri dönmüşlerdi. Faaliyetin devamında ben ve Recep iki yeni rota daha açarak (Akilonya ve Zegabon) ortak faaliyetimizi noktaladık. 


soldan sağa : Rıfat Başar, Recep Çatak, Batur Kürüz, Emre Altoparlak, David Smeathon


Kendi açımdan, dağdaki hedeflerime çok iyi bir başlangıç yapmıştım.Üstelik tırmandığım 3 rotanın da yeni rota olması bunu daha anlamlı kılmaktaydı.Ekip olarak ise büyük bir uyum sergilemiş ve yeni dağ planlarını konuşmaya başlamıştık. Şüphesiz bu faaliyet ile büyük bir dostluğun da temelleri atılmıştı. Rıfat ve ben ADB’ye üye olmuş ve Ankara ile daha sık görüşür olmuştuk. Recep, İstanbul’a gelişlerinde bizimle buluşur ve Türk dağcılığına ilişkin projelerini anlatırdı. Aklında federasyon başkanlığı olduğu açıktı. 1989’da Ağrı’da onu beklenmedik ve talihsiz bir kazada yitirmemiz hem dağcılığımız hem de dostluğumuz açısından önemli bir kayıp olmuştur. 

Recep’in ölümü ile beraber dağcılığımızın seyri de yeni bir mecraya girmiştir. Maalesef, Ankara ve ADB önemli bir aktörünü kaybetmiş ve Batur’da İstanbul’a transfer olunca dengeler bir hayli değişmişti. İstanbul’daki tırmanıcıların sayısının artması kaya tırmanışına olan ilgiyi artırmaktaydı. Yıldız Teknik Üniversitesindeki arkadaşlarla (Fikret Yetişkin, İskender Iğdır, Alper Sesli) olan yakın dostluk ve mesai bu kulübün bugünkü çizgisinin de başlangıç noktasıdır.

Add a comment (0)

P 3445 Kuzey Batı Yüzü

Gene aynı dönemlerde, Recep İnce ile Çatal'daki (Cimbar) çatlaklardan soldakine girmiş ve 3. ip boyundan dönmek zorunda kalmıştık. Bütün bu hayal kırıklıkları ile motivasyon dibe vurmuş, araya giren sakatlıklar ve iş güç durumları ise tuzu biberi olmuştu. 
Uzun zamandır  birlikte faaliyet yapmak istediğim Aykut Türem'le projemi konuştuk ve o da okeyleyince torasan faaliyetimizin önünde engel kalmamıştı. Aykut'un tavsiyesi ile Yıldız'dan Rauf Pınarbaşı'da ekibe katıldı ve 5 Ağustos günü hep beraber Emli'ye doğru yürüyüşe başladık. Vali konağı'nda kısa bir dinlenmenin ardından ilk gün için en azaplı olacak kısıma başladık. Yol yorgunluğunun üstüne, kamp yükü, ekstra 8-9 litre su ve de 750 m irtifa hepimizi fazlası ile kasacaktı. Saat 20.00 civarı hava karardıktan hemen sonra, şansımız yaver gitti de geçitten 5-10 dk ileride bir çadır düzlüğü bulduk ve kampımızı attık.


Projemiz, Karagöl vadisindeki P.3345 ve P.3350 duvarlarını çıkmaktı. Oldukça mütevazi olan bu çıkışları bölgenin daha önce görmediğim yerlerini keşfetmek için de istiyordum. H1 ile Boruklu arasındaki geçite varınca vadinin genişliği hepimizi hayrete düşürdü. Mevcut harita veya skeçler, torasan bölgesinin büyüklüğünü kesinlikle yansıtmıyordu.

400m aşağıdaki buzulların genişliği ve suyun şarıl şarıl sesi bizi hayrete düşüren başka bir sebepti. Aladağların başka hiç bir bölgesinda böyle gani gani su görmedim.

H1 zirvesinda yemek molası.H zirvelerini birbirine bağlayan sırt oldukçe geniş ve çok düzgün bir zeminden oluşuyor. Suyunuz yeterli ise rahatlıkla çadır kurulabilir ve eşsiz Aladağlar panoramasını doya doya yaşayabilirsiniz. Geri planda küçük cebel geçidi (en solda) ve Gürtepe doğu yüzü (en sağda) daha arkada ise Kaldı ve Alaca zirveleri.


P 3445 genel itibari ile çürük bir yapıdan oluşuyor. Bizim çıktığımız rota ise ilk çıkış rotasının tanımına göre farklılıklar içermektedir. Örneğin, 1. kilit ip boyunda sikke ve bahsedilen yangeçişin olmaması ve 2. ip boyunda aynı çatlak hattını takip etmememiz gibi. İp boylarını kayanın çürük yapısından dolayı kısa tuttuk. Zirveden sonra kampa dönüş ise hem uzun hem de inişli çıkışlı olduğundan (yaklaşık 5 saat) ikinci projemizi hemen rafa kaldırdık!

Yedigöllere doğru yeni projelere  yelken açmışken çarşak kaya karışımı bir yüzeyde kontrolsüz düşerek parmakları şişirmem faaliyete son noktayı koydu. Ev ödevini tam yapmamanın cezası herhalde!

Add a comment (0)

3127 kayıtlı kullanıcı ile, yüzlerce sayfa içerik sizi bekliyor. Hemen kayıt olun.!  KAYIT OL