By A Web Design

Söyleşi

 

Doğan biraz kendinden bahseder misin, Doğan Palut kimdir? 
(Gülüyor) Ben bir dağcıyım, bir tırmanış adamıyım, yani kimsin derken benim Doğanla ilgili aklıma gelen şeyler hep tırmanış, tırmanıcı kimliği olan , alpinist kimliği olan bir insan. 



Başka spor dallarıyla da uğraşıyor musun? 
Amatörce koşuyorum.Bunu dağcılığa hizmet olsun , kendi içinde antrenman olsun diye yapıyorum. Bazen masa tenisi oynuyorum, onun dışında başka bir spor dalıyla uğraşmıyorum. 

Peki kaya tırmanışı? 
Evet tabii Kaya Tırmanışı, ayrıca yapay tırmanış duvarı ya da küçük duvarlarda bouldring. Hepsi birbirine destek olan tırmanış sporunun içerisinde bulunan çalışmalar. Bir de tabii ki buz tırmanışı var ama hepsi aynı kapıya çıkar, hepsi tırmanış sporu... 



Ne zaman başladın? Kim yada ne seni bu spora itti? 
1987 senesinde liseye giderken benim bu konulara merakım olduğunu bilen bir arkadaşım koşarak bana geldi ,“ Doğan dedi tam sana göre bir malzeme var “ „ Ne var?“ „ çadır var “, „ aaaa dedim çadır mı var?“ 
Bizde çadır yokken zaten battaniyeleri kapıp Aydos dağına falan çıkıyorduk komando eğitimi gibi bir tarzda ama tabi temelinde doğa sevgisi, dağ sevgisi olan bir şeydi bu. O çadırı aldıktan sonra biz düzenli olarak değişik bölgelerde kamplar atmaya başladık. Yani kampçılık gibi bir şey. Dağcılıktan bi haber tabii. Ondan sonra Ballıkayalar’a bir gezi düzenledik. O zaman halkevi vardı dernek. Gezi düzenleyince bende dedim ki işte yılmaz daha sonra kendisi ünlü oldu Atilla Ulaş onlara dedim ki baba mademki gidiyoruz birde çadır kuralım üçümüz kalalım, kamp atalım. Gidiş o gidiş işte sene 1989 sonları. O gidişin en önemli şeyi dağcılarla karşılaştık. Yıldız teknik üniversitesinden dağcılar vardı ilhan, karim, levent tabi şimdi onlar bıraktı. Bizi klübe davet ettiler ve macera böylelikle başladı. 

Bu aralar tartışması da dönen bir konu var, kim dağcı kim değil? Sen tam anlamıyla ne zaman dağcı oldum dedin? 
Doğru.. Dağlara gitmeye başlamakla; aslında ondan öncesi de hazırlık evresi bu dağlara gidişte 1992’de başladı. Sonuçta bir eğitimdi o güne kadar olanlar. Hatta 1192’den nerdeyse 94’e geçen süreye kadarda yine bir eğitimdi belki de. Ne zaman dağcı oldum, tabi geçen senelerle aslında ciddi çıkışlarla birlikte bence dağcı oldum. Yani buda belki 94-96 dönemine tekabül eder. 1994’de çok ciddi bir tırmanış yaptık, demirkazık doğu duvarının ilk Türk çıkışını yaptık ki o kendi kategorisinde insanların gözünde bir tabuydu ki böyle bir başlangıç yaptık dolayısıyla o da bir milat olarak kabul edilebilir. Ondan öncesi sıkı bir hazırlıktı çok sportif olarak ele alıyordum çünkü ben dağcılığı... 

Yani sana göre dağcılığı tüm sıfatlarıyla yapmaya o zaman başladın desek? 
Tabi tabi. Fakat daha kombine bir dağcılık olarak alpinizimi alıyorsak sonraki senelerde mesela karışık mix tırmanış yada buz tırmanışı alpin tırmanışın değişik öğelerini içeren tırmanışları yine ileriki dönemlerde yaptım ama nasıl denir bir extrem örnek olarak 94’deki o çıkışla birlikte artan periyotta. Tabi insan bir evrim geçiriyor yani asıl şimdi bir dağcıyım diyebiliyorum. Yıllarca kendime sordum tabi dağcı mıyım ne kadar dağcıyım diye ama şimdi tam kombine bir dağcı olduğuma inanıyorum. 

Peki zorlukları nelerdi ilk başladığın yıllarda? 
Zorluklar fazla değişmedi. Dağcılık diğer spor branşları gibi değil, bir klube gidiyorsun hem çok yeteneklisin hem de çok çalışıyorsun insanlar alıyorlar seni müsabakalara sokuyorlar gibi bir sistem yok tabii ki. Dolayısıyla kendin kazan kendin pişir, kendin ye tarzında gittiği için sıkıntılar fazla değişmedi. Bir kere yerel düzlemde tamam, paramızı alıyoruz otobüse biniyoruz gidiyoruz her türlü extrem çıkışları yapıyoruz, ama yurtdışındaki coğrafyalarda bir sürü hedefim var ama onları yapmanın en basit yolu para çok büyük paralar gerekiyor. 

Yani destek yok gibi mi diyorsun? 
Maalesef bizde de federasyon var hemen lafımı esirgemeyeceğim. Çok dramatik bir durumdur bu kockoca dağcılık federasyonu var. Biz çok çalışıyoruz, çok iş yapıyoruz diyorlar. Eskiden bunu o kadar sorun etmezdim. Ama federasyonun desteklediği insanları görünce birçok konuya kızmaya başladım. Ama burada bir eksiklik var tabi. Neyse ki son senelerde sponsorluk falan var ufak ufak bende biraz kendi istediğim şeylere yönelik projelere katılabiliyorum. Sürekli yenilemen gereken malzemeler, modernize etmen gereken malzemeler, bu bizim hayatımızı bitiriyor. En çokta spor tırmanışta kullandığımız bolt neredeyse bütün paramızı emiyor. 

Bu sporla ilgili düzenli bir antrenman programın var mı? Ve beslenmen? 
Her insanın (bu sporu yapan) belli bir antrenman programı vardır. benimkide sonuçta zamanla daha kapsamlı daha hacim olarak artan bir şekilde bu güne kadar geldi. 1996’da yaptığım antrenmanla bugün yaptığım antrenman arasında fark var. Sürekli yaptığım çalışmanın antrenman sıfatı taşıyabilmesi için belli bir bilinçle yapıyorum, belli bir programla yapıyorum. İşte dolayısıyla yaptığım çalışmaları beni geliştirici tarzda tutmaya çalışıyorum. Hem rota üzerinde yaptıklarım hem de şehir de yaptığım çalışmalar var. Bu yönde bir program takip ediyorum antrenman bazında. Tabi bu çok disiplinli bir şey değil, çünkü ben full time profesyonel bir tırmanıcı değilim. Yani onun tam disiplinel olması için elit bir sporcunun antrenman disiplini olması bir kere full time olması gerekiyor, yada olanaklarının daha iyi olması gerekiyor. Neyse halen bir tırmanış salonumuz yok, küçük bir duvar var atölyede ama çok yetersiz kalıyor. 

Zannediyorum ki bu spora ülkemizde ilgi artmaya başladı ve iş ticarete dökülmeye başladı. 
Doğru ne kadar para kaynağı oluşturulursa o kadar elit sporcular yetişmeye başlar. Tamamen bu futbolda da basketbol da da böyle...

Hazırlayan Kaan Kurt

Add a comment (0)

Biyografi

 

Kayacık boğazı Güney Duvarı 1994 Yeni rota 1994
Eznevit (İlk Çıkış) Kuzey 1994
Büyük Mangırcı Kuzey İlk Çıkış 1994
Kaldı Kuzey Doğu Sırtı (İlk Türk Çıkışı) Eylül 1995
Lahitkaya Kuzey Yüzü Burun Rotası Eylül 1995
Tranga Kuzeybatı Yüzü 1996
Kocasarp Kuzey Duvarı (ilk Türk Çıkışı) Haziran 1996
Parmakkaya Güney Batı (klasik Rota) 1996
Demirkazık Hodghin-peck(ilk Solo Kış Çıkışı) Mart 1997
Kızılyar Kuzey (İlk Çıkış) 1997
Vayvay Kuzeydoğu Yüzü 1997
Direktaş Kuzey Çatak –Tüzel Rotası (ABD) 11 eylül 1998
Kızılkaya Kuzeydoğu Yüzü 1998
Demirkazık Kuzey 1998
Sulağankaya Kuzey yüzü-kuzeybatı Sırtı 1998
Gürtepe Doğu Yüzü (İlk Türk Çıkışı) 1998
Parmakkaya Kuzeydoğu Yüzü 1998
Himalayalar Tharpu-Chuli 1998
Çanağın Lordu (İlk Çıkış) 1999
Çağalınbaşı Kuzeybatı Yüzü (İlk Çıkış) 1999
Cağalınbaşı Kuzey Kar Kulvarından Beşparmak Sivrisi 1999
Kafkaslar Elbuz 1999
Torosan Kuzeydoğu Sırtı Doğu Yüzü 2000
Kocasarp Kuzeybatı Sırtı(İlkkış-Solo) 2000
Kafkaslar Kazbek 2000
Küçükcebel Batı Yüzü (Yenirota-kış-solo) 8 şubat 2001
Fransa Alpleri M.İsebelle Ağustos 2001
M.B.du Tacul-Gervasutti Kulvarı Ağustos 2001
M.B.Maudit Küffner Sırtı ağustos 2001
Rochefort Sırtı Ağustos 2001
Aquille de la Floria Ağustos 2001
Parmakkaya Kuzey-doğu Yüzü (ilk kış çıkışı) Şubat 2002
Tepesi delik(ilk çıkış) 
Torosan Batı (ilk çıkış) 
Demirkazık Doğu yüzü (ilk türk çıkışı)


Add a comment (0)

Torosan Kuzay Doğu Sırtı - Doğu yüzü (İlk Tırmanış)

 

Duvara giriş: 11;30 1. ip boyu: 30 mt. IV, irtifa: 2500 mt. civarı Kulenin sol altına gidiş, travers (öncesi kulenin sağ çatlağını deneyip vazgeçiyorum) Çürük, az emniyetli ama kolay. Saat12:00 2. ip boyu:30 mt. VI+, Kulenin sol hattında yükseliş. Kulenin sol çatlağı çürük, bu yüzden sola çapraz bir yükselişle, aşağıdanda bariz gözüken ters üçgen kayanın altına doğru yükselip, sonra sağa, kulenin üstüne doğru, büyük bir flake'lerden yükseliş. Sırtı geçerek kulenin üstüne varış. Zorlu ve eksik emniyetli. İyi bir griş inadı. 13:00 3. ip boyu:50 mt IV-, Sağlam kayadan direk yükseliş. Setli kayaya varış. Sırtın sol bölgesindeyiz. Ayrıca setli yapıdan 15 mt yükselip (III+), dikliğin dibine varış. Sarı akıntı kaya dibi. 13:40 4. ip boyu: 50 mt VI+, VII-, Direkt! Giriş zor (kırıklı kayalar) devamı çatlak (siyah hat) Zorluk 15 mt civarı sürüyor. Hattın devamı direk yüzeyden. Kulenin son kısımlarına varış. Setli varış. 14:15 5. ip boyu: 50 mt III+, Geniş setli platoya varış. artık, büyük kule üstü. 14:55 6. ip boyu: 50 mt Ara emniyetsiz 15:05 7. ip boyu: 50 mt ara emniyetsiz. Direk yukarı devam. soldaki geniş siyah kulvarın (aşağıdada gözüken doğu duvarının ortasındaki hat, kaya denizi) sağına, sarı kırıklı bacanın sağına doğru. 15:15 8. ip boyu: 50 mt ara emniyetsiz. Aşağıdan da gözüken büyük deliğin setine doğru. 15:30 9 ip boyu:50 mt ara emniyetsiz. Deliğin sağına doğru travers. 15:43 10. ip boyu: 55 mt IV-, Sarı büyük kulenin tam alt hizasına geliş. 11 ip boyu: 50 mt III+ ara emniyetsiz. Setli yapıların sonu, duvara giriş, sağlı sollu deliklerin altı. 16:15 12 ip boyu: 50 mt VI-, Sarı çürük kulenin solundaki bacadan, Gri büyük yüze üsten bakış. Emniyetsiz az. 17:10 13 ip boyu: 50 mt VI-, irtifa; 2965 mt Bacadan direk devam , çürük kayaya gelince sola doğru. Sarı büyük kulenin tam altı. 17:47 14 ip boyu: 60 mt sırt boyun noktasına ulaşma. Solda kalan gri kulvarın tam üstünden bakış. Grilik ve sarılığın tam ortasındra kalan kulvardan devam. 18:00 15 ip boyu: 130 mt Geniş kulvardan devam. V (çatal) yapan yerden sola devam (sağ daha kolay) 3050 mt 18:35 Duvarı iyi kapatmıştık. BAŞARDIK! İNİŞ: Sırtı bitirip, güney yüzünden (acısu tarafından) sola çapraz keserek Karagöl vadisinin girişine doğru, ayışında 1000 mt inilip, gece 22:30 civarında bivaksız bivak atıldı (açıkta kalmak) İkinci alternatif: Batı çanağına inmek. Bunun için Torasan'ın diğer zirveyle (tepesinde bayrak olan Çanağın Lordu) boyun yaptığı yerden iniş yapılabilir. Burası kalıcı bir kar kütlesine iner, kalıcı kar kütlesine Torasan tarafından inmeyi tercih edin.

Add a comment (0)

Kafkaslar Kazbeg

 

Gürcistan -Kazbeg 16 Temmuz 2000 Pazar. Burada saat 23.34, Türkiye'den iki saat ileri. Tiflis 'de Türk ortaklı bir oteldeyiz. Bir saat önce restoranda yemek yedik.Fiyatlar Türkiye'den ucuz. Ama Bulgaristan daha da ucudu. Perşembe sabahı Bulgaristan Veliko Turnovo'dan ayrılıp, Cuma öple civarı ıstanbul Sırkeciye inmiştim trenden. ÷ztürk, Bijen, Duygu ve ben; dördümüz dönmüştük. Cumartesi sabahı da ıstanbul Trabzon uçağına binip, Gürcistan Kazberg yolculuğuna çıktık, Kuvvet ve Nurcan ile. Tunç Trabzon'da sabah saatlerinde bizi karşıladı. Ardından birlikte Trabzon'da dolanmaya başladık. Çantalarımızı Kuvvet'in diş hekimi arkadaşı Alp'e bıraktık. Alışveriş, yemek uğraşıları sonrası, Alp'in evinde,eksik sohbetle , kompostolu votka içtik. Tiflis'e Batum üzerinden değil de, Kars'daki sınır kapısından gidecek, orta sefillikteki otobüse 19.30'da bindik.

Gürcü kadınları ve diğer magandaların fosur fosur sigara içişi rahatsız ediciydi. Otobüs yolculuğu, Bulgaristan yolculuğumun üzerine, uzun sürüşü ile gümrükteki resmi Gürcü çapulcuların her adımda rüşvet istemesiyle canımı yaktı. Ehh! Gürcistan'ı da görerek yolculuk devam etti. Sınır kapısından sonra farklı bir şey yok... Daha fazla yeşillik ve artan manastırlar. Koltukları ikişerli kullanabilmemiz 24 saatlik yol işkencesini azalttı.. Uyku uyanıklık arasında Tiflis'e ulaşabildik. Şişecam'dan bizi karşılayıp, otele getirmeleri rahatlatıcı oldu. Sabah'da gelip bizi alacaklar, bu da iyi. Tiflis'den Kazbek köyüne taksi tutmayı düşünüyoruz. Bulgaristan'da yaşadığım üzüntü, hayal kırıklığı, beni iyice dağıttı. ÷ztürk, Deniz, Jale, Uğur karmasının yorgunluğu hala devam ediyor. Tırmanış dünyamdaki berraklık onların hırs, sıkıntı, öfke, yarışma , acı alma, geçirme duyguları ile karşılaşınca biraz bulandı. Günlerce üzerime çöken ağırlık , kafa karışıklığım, eğlenememem bunun sonucuydu. Çirkinlik, kabalık... Kafayı biraz burda dağıtmam lazım biliyormusun ? 18 Temmuz 2000: 09.16. Salı Dün 17'si, Pazartesi günü, yaklaşık dört saatlik bir yolculukla Kazbek kasabasına ulaştık. Şöförümüz, diğer Gürcü çomarlara benzemeyen hoş, iyi bir adamdı. Yol hayli yüksek bir geçide ulaştıktan sonra(2300 metre civarı) artık aşağıya doğru yol almaya başladık. Yol bayağı bir dağ coğrafyasından ilerliyor.

Dağın içinde asfalt bir yol.Şaşırtıcı. Yolun üzerinde doğal soda kaynakları vardı. Doldur doldur iç hesabı. Kazberg kasabasında iyi bir ziyafet çektik. Şaşlık, salata, ve meyve sulu soda, bir de karpuz kırdık. Ardından şöförümüz bizi yürüyüşün başlayacağı Gergeti köyü üzerine bıraktı.Pınarın olduğu noktadan yolu takip ederek yükselmeye başladık. Çantam çok ağırdı. ılk hedef noktamız köydende bariz gözüken manastırdı. Yol bizi manastıra yakınlaştırdı. Bir patika önümüzdeki tepenin ortasına yükselirken , bir diğeri de soldaki vadi yamacından devam ediyordu ve biz ona yöneldik. Bir süre sonra sağ sırtta iki kişi gördük. Hay huy edip anlaşarak onların geldiği belirgin patikaya girdik. Rota en rahat haliyle büyük nehiri sağ tarafa alarak o sırt üzerinden devam ediyormuş. Çok rahat, çimenli bir patikadan ilerleyerek geçide kadar yükseldik.2900 metre Kısa bir inişle, küçük bir buzul nehrinin üstündeki kamp yerine ulaştık. Sabah 08.00 civarı kalkıp, kahvaltıyı üfledik. Şimdi toparlanıp, meteoroloji istasyonuna doğru gideceğiz. 18 Temmuz Salı: Meteoroloji ana kamp. 14.30. Geçit sonrası inişe başlayıp, nehrin üstünde kaldığımız çimenli kamp yerinden ayrıldık. Nehirden karşıya geçip, yükselerek devam ettik.Gergeti buzuluna ulaşmadan önce (solundan yaklaştık)küçük bir nehri geçmek problem oldu. Bu arada belirtmek gerekir ki, gece içtiğimiz pis buzul suyunun alternatifi çokmuş. O nehri geçip yükseldikten sonra yeşilliklerdeki pınarda sulanma imkanı var. Buzul ve curuflarına girdikten sonra plastikleri giydim. Buzul düşük bir diklikle yükseliyor. Taki meteo'nun altındaki çarşaka bağlanana kadar. Orada biraz problemli bir buz çatlağı geçişi yaptık.

Meteo'ya kadar Gergeti buzulu genelde çok kolay. Bir yerde kar batıyordu. Tunç ile tedirgin olup çatlakları görebileceğimiz sert bir zemin aradık. Son buzul yarıklarını da geçip ana buzuldan ayrılarak, çarşaklı dik bir yükselişle meteo'ya yükseldik (Ana kamp yeri) Meteo artık işlevsiz kalmış. Orada zirve denemesi için bekleyen Türk arkadaşlarla karşılaştık. Gökhan, Cengiz ve Orçın. Bir kaç tanede Gürcü vardı. 19 Temmuz Çarşamba, 13.09: Şimdi klasik rota üzerinden yürüyüşe çıkıyoruz.Baldırlarımızı açmak için patikaları izleyerek yola çıktık. Aklimatizasyon hesabı da. Yaklaşık otuz dakika sonra, üzerinde haç olan düzlüğe ulaşıp, ikinci haça, buzul yakınına ulaştık. İzeri siyah döküntülü, sert buzdan hafif eğimle devam ettik. Fazla yorulmamak için dikliğin sonlarından geri döndük. Hava rüzgarlı, genelde kapalıydı ve ulaştığımız yükseklik 4000 metre civarıdı. Meteo'ya ilk geldiğimiz günün sabahı zirve denemek istiyorduk. Fakat havanın bozuk ve sürekli yağışlı olmasıyla bundan vazgeçmiştik.

Ayrıca yorgunlukta etkili olmuştu. Yukarıdaki yürüyüşü yaptığımız günün akşamı hava daha iyileştiç ıç sıkıntımında etkisi ve "nasılsa yaz sezonu" mantığı ile de hava çok iyi olmasada ertesi sabah zirveyi deneyelim diye düşündüm. Bunu Tunç'a söyledim.Zaten genel eğilim de öyle gibiydi. Ama kararsızlık her zaman söz konusudur. Bu konuda biraz baskın davranmaya karar verdim; yani 20 Temmuz sabahı zirve denemesi için çok hareket etmeliydik. Saati, 03.00'e kurdum kalktım da ama hava berbattı. Yağış ve rüzgar. B planımız , sabah geç saatte olsa 07.00-08.00 gibi, genede yola çıkmaktı. 07.30'da kalktım ve ocağı yaktım. Bu, gidelim demekti. Hava rüzgarlıydı ama diğerleri de buna uygu. ıyi bir tempo ile ilerledik.. Fakat o da ne ? ızler silik ve sürekli değişen buzul çatlakları. Tehlike! Tunç'un tecrübeli rehberliği ile ilerleyebildik. Biri çok tehlikeli iki kez buzul çatlağına düşme tehlikesi atlattım.

O kadar derin ve geniş buzul çatlakları vardı ki tuzaklarla dolu bu buzulu, ip açarak , (Lider çıkış tekniği) sonra da hepimiz ipe bağlanarak devam ettik. Yavaş yavaş yükselerek, ortalama bir tempo ile ilerledik. Bu konudaki tecrübesizliğimin de etkisiyle ve bir kaç düşme tehlikesi ile tedirgin oldum. Yorgunluğum artmaya başladı. Gerimizdeki Orçun ve Cengiz'de bizi yakaladı Boyna varmadan önce (4800metre civarında). Onlar öne geçip , Kazbek geçidine ilerlediler, kar batıyordu. Boyunda buluştuk ve bir daha ki çatlakta birlikte hareket ettik. Bu uzun ve tehlikeli çatlaktı. Orçun öndeydi. Soğukkanlılığını kaybetmeden , kalın ve derin çatlakta geçiş arama başladı.Tunç, etkinliğin buz çatlak eksperi, sabırla bekliyordu. Ekip, geçiş noktasının bulunmasını ya da herhangi bir kazayı bekliyordu. Ben dayak yemiş gibiydim; iki kere berbat tehlike atlatmıştım. ıkinci düşüşümde ters bir hareketle çatlağı boylayabilirdim.Benliğimin sarsılması ile birlikte ilerledikçe yorgunluğum arttı. ÷lmek, bir ceset olarak yaşama devam etmek kimsenin pek hoşuna gitmez benim de. Daha önceki yüksek irtifa çıkışlarımda ekipler sabahın ikilerinde yola çıkıp, öğleden sonra dönüşe geçiyorlardı. Bu türde üçüncü çıkışımdı ve gene geç bir saatti. Hadi ben sanatı ve geceleri seviyorum. Ya yanımdaki sefiller! ınanın dostlar bizim ekibii Tunç, Kuvvet ve Nurcan sabah 07.30'da tekmelemesem, rüzgarın uğultusu ve yağmurun etkisi ile derinleşen uykularından bu cesetleri kimse kaldıramazdı. Şaka bir yana yatmadan önce önerdiğim plan iki türlüydü. Birincisi rutin olan gecenin 03.00'ünde kalkma. ıkincisi sabah hava düzelmişse kalkıp harekete geçmekti.

Yani gece hava kötüyse sabah namazı ile ibadete süzülmek yürüyüşe başlamak. Sabah tulumdan sürünerek yaktığım benzin ocağı, bizim sefilleri "zehirleniriz" korkusu ile sertleştirdi, kaldırdı da, yola düzüldükk. Ne ise başa dönersek, ben buzul çatlaklarında öncülerden biri olarak debelenirken, saat onbeşe geliyordu. Bir anda Cengizler ile buluşup çatlaklara karşı döğüşen altı kişi oluvermiştik. Tunç'un buz rehberliğindeki başarısı, aramızdaki emniyet ipleri ve tedirginliğimizin arttığı yavaşlığımızı engelliyemiyordu. Doğrusu bunlara rağmen, hızımız optimaldi. Ekipte kimse kötü değildi. Ama işte, sabah iki de değil de dokuzbuçukta yola çıkmıştık. Türk ekipleri hep ölümüne ve şansla mı bu zirveleri ütüleyecekti? Havadaki bulutlanma ve rüzgar istikrarla devam ediyordu. Yükseldikçe buz çatlakları bitmediği gibi, karla gizlenip tehlikeyi daha da arttırıyordu.

Altı kişi nereye gidiyorduk. En üstte, iki ip boyu dik etap olduğunu ve büyük bir buz çatlağının varlığını bilmiyormuyduk ? Zaman ve koşullar bilinçsiz, sersemce süzülerek ilerlemeye uygun değildi. Bilinç ve iradenin önde olması gerekiyordu. Ekip, gece sekiz-dokuz gibi zirveye çıkıp sabahı buz çatlaklarının dibinde bivaksız mı geçirecekti! Boyun sonrası, dikliğinbaşlangıcında (4400 m civarı) uzun bir buz çatlağının dibinde, kritik yapmaya önerdim. Kabul de edildi. 20 dakikalık konuşma ve tartışmalar, tozluksuz ayakarımı dondururken sonuçlandı. Zirvenin ve dönüşün sağlıklı koşullarda başarılabilmesi için gurup ikiye ayrıldı. Tunç ve ben zirveyi deneyecek, Orçun, Cengiz,Kuvvet ve Nurcan mevcut diğer ipi kullanarak geri dönecekti. Saat 15.20'de, Tunç ile iz açıp, rota çizgisini bulmaya çalışarak yükselmeye başladık. Amacımız, zirve kütlesini görüp durumu ona göre değerlendirebilmekti. Hesap Tunç'un fikriydi, saat 18.00 olduğu zaman nerede olursak olalım, dönecektik.÷nce zirve kütlesini gördük.Ardından da gittikçe yaklaştık. Tunç benden arsız çıktı; zaman pek de umrunda değildi. Çıkalımda! Tabii ki,ikimizde on senedir,çiftçilik yapıp yeterince harman atmıştık, olsun o kadar... Tecrübe, güven, vesaire çomar değildik! Burası da bir dağdı ve mızıkayı çalmak istiyorduk. Diğerleri aşağıya akıyorken, biz yukarı patlıyorduk. Onca koşu ve spora rağmen, yükseldikçe artan yorgunluk...

Buz çatlakları bacağımdaki dermanı nasıl da almış. Tunç ile nezaket yarışı yapmaya başladık; "Lütfen önden" düz serak duvarını geçip, tuhaf bir sırtçıkda mola verdik" Tunç!Çantaları bırakalım, pasaport ve cüzdanları yanımıza alalım, belki aynı yere dönemeyiz." diyorum. Hava kötü. Svenetia'nın çayırlarına patlayabiliriz. (Dağın öbür yüzü) Tunç, "Yapma ya! deyip imanla cüzdan ve pasaportuna yanına alıyor. Yükseliyoruz. Bir süre sonra Tunç'a ısrarla söylediğim şeyi, pasaportu ve cüzdanı almak, yapmadığımı farkediyorum. Durum komik ama fazla gülemiyoruz. Dönüşte mutlaka çantaların yanına dönmeliyiz. Boyun yükseltiye ulaşıyoruz. ıkinci zirve sağımızda kalıyor. Artık dağın arka tarafını görebiliyoruz. ÷nümüz dik buz kulvarı. Bu çok sevindirici. ıki kayalığın arasından yükseldikçe küçük zirve altımızda kalıyor. Manzara çok güzel. Bazen sis dağılıp, güneş vuruyor. Dik kulvardayız, buz ve karın altında sabit hattı görüyorum. hadi Tunç oraya geçelim dememle, "cof" buz çatlağı. Tedirginlik ve şaşkınlıkla ayağımı çektim. Korkma şansım yok; aşağıda ikimizinde devam etmesini ben önermiştim. ıtmişim sabit hattı diyerek; "Baba ortadan çıkalımÈdiyorum. Arasıra kaya setlerine çıkıp dinlenerek devam ediyoruz.

Emniyetimiz, buzul çatlakları için kurduğumuz bağlanma yöntemi; ip birliği, Bu emniyet sistemi dik etapta biraz komik kalıyor ama kontrol duygusu ve güven daha önemli ve ön planda şeyler, İstü erimiş işe yaramayan , altı oldukça sert buzu kramponlayarak harala gürele çıkıyoruz. Zirveye yaklaştıkça, reisin Ağrı kış çıkışında Durukan'a telsizde söylediklerimiz akılımıza geliyor: "Durukan zirve hırsı ile yürüme, Daha gençsin , yaparsın" Buna orada Tunç ile çok gülüyoruz. Tam da reisin söylediğini yapıyoruz.; zirve hırsı ile yürüyoruz. Dik etap bitiyor, eğim azalıyor. ama zirveler genelde arkada olur ve insanın canına okur. Ama bu sefer... Tunç , Doğan! Doksanlı yılların başlarında zirve ve başarı hırsı ile sertleşmiş, şimdi ise dağlarda, doğada geçen yılların teri emeği ve sopalanmışlığı ile yumuşayıp buluşmuş, sevgi ve yakınlık dolu bir çıkış, ortak bir zirvede sonlandırabilmiş bu iki haşarı çocuk.. Darısı çomarların başına. 24 Temmuz 22.31 , Dönüşte Samsun asfaltında.

Add a comment (0)

Koca Sarp Kuzey-Batı sırtı, İlk Kış Tırmanışı (Solo)

Sonrası, Çığ'ın ardından... Salı/Çarşamba

Bir pırıltı görüyorum. Çadır. Birisi? Tuhaf bir ışık; bir çadır kubbesi şeklinde değil, bir alın feneri de... Sağımdaki sırtın üzerinde, ufuk çizgisinde. Öyle bir nokta ki! Yıldız ışığı değil, uçak olamaz. Gece saat 01:00 civarı. Yedigöller platosunun ıssızlığındayım. Bu ışığın ne olabileceğini çok düşünecek durumda değilim. Çadır olmalı, birileri?... Ama çadırın burda işi ne?... Hasta Hocanın Yurdunun biraz berisi. Tırmanış ya da çıkış için kimse burda kalmaz, çok sapa bir nokta. Ama birileri olmalı. Üç-dört kez sesleniyorum. Ses yok, hareket de, tuhaf şekilli ışık gene orada. Bir süre sonra bana yardım edecek birilerinin varlığı, beni tehdit edecek bir şeyin varlığına dönüşüyor bilincimde. Kalp atışım hızlanıyor, korkuyorum. Karı kürüyerek devam ediyorum. Dinlenmek için her durduğumda ona bakıyorum. Aklım orada. Bu gerçek üstü bir şeymi? Biraz önce çığın içinden çıktım, korkunç bir tırmanışın ardından. Soğuk, büyük bir ıssızlık, yalnızlık, önümde yürümem gereken, bilincimi bedenimi sorlayacağım uzun dönüş yolu... Ben öylesine bir tırmanıştan öyle bir çığdan kurtuldum mu? Yaşıyor muyum? O anda buna emin değildim. Bu sırtta o noktada olmaması gereken tuhaf ışık, ışık oyunu bana bunları düşündürüyor. Eğer bu ışık beni tehdit ediyorsa da uzaklaşmalıyım! Heyecanla yürüyorum. Çelikbuyduran geçidini bulup ona ulaşmak için verdiğim onca mücadele devam ediyor. orası benim kurtuluşum olacak. O geçitten sonra sadece iniş yapacağım. Sokulupınar'a kadar, orada nasılsa birileri vardır bana yardım edecek. Hep yükseliyorum. Geçit 3300 m.de. Sonrası iniş, yuvarlanarak da olsa... İrtifa kaybedeceğim, donmaktan kurtulacağım. Eğer platoda kalırsam, ertesi gün bu erji kaybı ve susuzlukla nasıl devam ederim? Sadece yürümeliyim! Dura dura, güneş durana kadar... Uyumadan, bayılmadan, yeni bir çığ yemeden. Eğer bu sonucu ne olursa olsun nasıl dayanırım! bundan çok korkuyorum. Fakat Çelikbuyduran neresi, nerede? Bu dağlar, tepeler, plato, kar yığınları birbine girmiş durumda. Kar harşeye hakim, beyazlık... Uzayda, başka bir gezegende gibiyim, tepeler, çukurlar, gölgeler, karın parıltıları, yıldızlar, köşeler, eğimlir... Gözlüğüm çığda kırıldı, kıyafetlerim kabuk gibi iç ısımı koruyacak. Hareketlerim yavaş, sık sık duruyorum, dinleniyorumb. Çantam on beş saattir sırtımı ağrıttı. Direktaş neresi? Kızılyar? Önce bunları bulmalı, seçmeliyim. Sonra geçidin olduğu Kızılkaya ve Emler arasını. Karanlıkta kör gözlerle uzaklık ve yakınlığın içiçe olup, yanılttığı her yeri sık sık tanıyorum. Bilincimin oynayacağı bir oyun, mesela Emler'in solu değil de sağına gitmek beni buraya, yedigöller platosuna hapsedecek. Yapacağım hatayı, hatta beş adımı bile geriye almak istemiyorum. Sadece ilerlemeli, yakınlaşmalıyım. Çantamda teknik malzeme ve ip var ama artık dik bir yere yeklaşıp, bilinmeyen bir boşluğa ip açacak direncim yok! Dik bir yer beni yutacak yeni bir çığ yaratabilir. Düştüğüm bölgede bunca gelip gitme, bilgi ve çıkışlarıma rağmen herşeye sıfırdan bakıyorum. Burası neresi? Sol bölge Hacer Boğazı mı? Sağ bölge, uzamta tanımadığım dağlarla kaplı gibi ve sırtlarla. Önümde yayvan büyük bir tepe gözüküyor. Yedigöllerde böyle bir tepe varmı? Kızılyar'ı nasıl göremem. Gene de bilgime güvenip sağa yöneliyorum. Saatler sonra Direktaş'ı, üzerinde kar gözükmüyor, farkediyorum.; onu kapatan tepe görüntüsünün hacmini, konumunu da algılıyarak. Tamam burası Yedigöller! İlerledikçe yeni bir problem çıkıyor. Kızılkaya ve Emler'in arasındaki geçidi bulmak. Ben yaklaştıkça ayışığı azalıyor. O bölge karanlık bir gölgede. Her gölgeye girişimde ısı değişmesede içim ürperiyor. Daha önce, bulunduğum bu açıdan geçide hiç yaklaşmamıştım. Yabancı olduğum iniş, çıkış ve görüntüler... Kar kimi zaman sert, kimi zaman ıslak veçok batıyor. Batak yerlerde küçücük sırtlara, tepelere ulaşmam bile mücadele. Çantam ağırlaşıyor! Bu kısımlarda direncimi artırman gerekiyor. Çünkü tırmanışlardaki gibi, tek düzelik bitiyor. Bu da oldukça zorlayıcı. Geçide yönlendim. Sürekli yükseliyorum. Karanlığın artmasının etkisindeyim. Her seferinde yeni bir geçit! Uzaklaşıyor, yakınlaşıyor. zorlu tırmanışlardaki gibi zirve, geçit, umudun bittiği yerde mi? Emler nerede? Evet, daha önce indiğim Kızılkaya sırtını görüyorum. Yedigöl bunruda karşımda. Ama geçit nerede? Hareket eden bir şey görüyorum. Ne? Siyah bir kütle hızla hareket etti. Beşyüz metre ötemde. İnsan? Vahşi bir hayvan? Bu saatte insan olmaz, benden başka. Bağırıyorum, gitsin diye. Bir hayvanın dostluğuna bile hazır değilim. Yalnızca korkarım. Her şey tek düze net olmalı. Yaşamam, donmamam buna bağlı. Dağ keçisi mi? Kurt mu? Hayır! Git! "kaya mı? diye diye şüpheleniyorum sonra. Heyecanla, hızlanarak yükseliyorum. O şey sanki bir süre yaklaştıktan sonra duruyor. Ben uzaklaşıyorum. Herşeyin yanılsama olduğunu düşünüyorum. Rüzgar hızlanıyor, geçite mi yaklaşıyorum. Çelikbuyduran! Saate bakıyorum kaç diye? Tuşlar ıslanıp, donmuş. 03 civarı olmalı. Beş saate yakın zaman geçmiş. Tırmanışdakinin aksine vakit hızla geçsin istiyorum, güneş!.. Karayalak Boğazı nasıldı? İlk kısımları dik diye hatırlıyorum. Kayalar, bozulmuş koordinasyonum ve sekmelerimle beni korkutuyor. Ama hayır! Sandığım aksine, çok düşük bir eğimle sürekli iniyorum. Vadi uzun bir süre çok açık ve çığ için bir sebep yok. Sürekli iniyorum Enzevit Dağının kuzeyine yaklaştıkça vadi daralıyor. Yamaçlarda, yeni yağan, yığılan toz kar kütlesini keşfediyorum! İzlerim, bazen çığı düşürdüğüm yerdeki gibi derinleşip, boşça gömülüyor. Korkum, Sakartaş'ı geçene kadar artarak sürüyor. Yamaçları kesmemek, çığ yememek için kendimi zorluyorum. Vadi sonlandığında gün ışığı başlıyor. Saat 05:30 civarı. 17 Mart 2000, Cuma 00:40. Çukurova Üniversitesi Hastanesi. GGGGGGGG Dokuz kişiydik;yüzmeye,eğlenmeye,suya atlamaya,tırmanmaya,tenekerde midye yemeye,sevişmeye gezmeye,Git'meye gelmiştik. SİNOP-DENİZE SIFIR 1-2-3 AĞUSTOS'98 Sabahın erken saatlerinde,sırtımızda çantalarımızla Sinop'a inmiştik.Sinop kalesi yanı başımızdaydı.Tırmanmış olmak için yanına gittim,yükseldim ve indim,eğlenmiştik.Kalacağımız yer Atilla Sevinç'insahildeki eviydi.Topluca -kırkayak gibi- sahilden eve yürümeye başladık.Dokuz kişiydik;yüzmeye,eğlenmeye,suya atlamaya,tırmanmaya,tenekerde midye yemeye,sevişmeye gezmeye,Git'meye gelmiştik. İlk gün tekneyle uzak koylardan birine gittik.Suya sıfır kaya bandı olan minik bir koydu.Orada üslendik.Biraz yüzdükten sonra frikşınlarımı giyip,yan geçişe başladım.Bir yerde kayanın koplasıyla kendimi denizin ortasında buldum.Toz torbam,frikşınlarım ıslanmıştı.Sudan çıkıp kayada soytarılığa başladım,millet gülmekten çatlıyordu.Serseme dönmüştüm.Şu dergideki -özellikle İngiltere'de- suya sıfır kaya çalışmasının ne demek olduğunu oldukça kısa sürede öğrenmiştim.Gece tekrar koyumuzun yakınlarına geri döndük,akşamüzeri çıkardığımız midyeleri ve satın aldığımıziçkilerimizi midyeye indiriyorduk.Sonra da çırılçıplak suya girme tribimiz başladı.Herkes yakamozların eşliğinde dalıyor,yüzüyor ve ağırıyordu (doğa-maganda ilişkisi).Hatta çıplak kavunlarımızı tutup,birlikte suya atlamaca bile yaptık.Evet bir şeklde libidolarımızı boşaltıyorduk. Cumartesi günü tırmanış malzemelerimle,Sinop'un arka yüzündeki büyük koya kaya bulup tırmanmak üzere,yalnız yola çıktım.Tepeyeulaştığımda harika bir kır başlamıştı.Fakat dev gibi iki radar ve kocaman bir askeri üs beni yavaş yavaş etkisi altına aldı radyasyon...Tatildeydim,tırmanmaya gidiyordum ama birkaç sene önce kapanmış meşhur ABD üssünün hayaleti,doğa düşlerimi kabusa ve yoğun bir gerilime sürükledi.Eski bir 'komunist' olarak,geçişteki soğuk savaş yıllarının dehşetini ve bügün devam eden "yenidünya düzeninin" soğukluğunu,egemenliğini hissettim.Tam arkamda da Kırım'a bakıyordu(!) Nihayet kocaman bir kayanın üzerinde,rüzgarın ve boşluğun gücüyle,tekrar kendime,yapacağım işe dönebildim.Kocaman bir koy,uçsuz bucaksız deniz,sahipsiz ve yeşil bitki örtüsü örtüsü.Çocukluğumun sonlarında bağlanmaya başlayıp,kayalarla unuttuğum denizle tekrar yüzleştiğimi,aramızdaki bağı hissettim. Aşağıya inen,oldukça dik patikayı buldum.akşam oluyordu.Suyun oyduğu bir kaya-yarı karanlık,suların sertçe dövdüğü .İçimdeki meydan okuma hala çıkış bulamıyordu.Issızlıkla ürpermiş ve kendimi zayıf hissediyordum.Frikşınlarımı giydim,saat geç olmuştu ,tırmanmaya başladım.Düşmek,ölüm,korku,heyecan,karanlık,su,binlerce yengeç,Rusya'dan gelen plastik bir kasa. Dengemi kaybedip derin suya düştüm,müthiş bir heyecan...Sanki dalgalar beni derin açıklara savuracaktı.Kıyıya çıktığımda biraz rahatlamıştım,devam ettim ve bir kez daha düştüm. Ertesi gün arkadaşlarımla aynı yerlerden geçtiğimde ve daha zor kayalara tırmandığımda herşey ne kadar farklıydı.İnsanlar vardı ve herşey daha farklı gözüküyordu.

Add a comment (0)

3127 kayıtlı kullanıcı ile, yüzlerce sayfa içerik sizi bekliyor. Hemen kayıt olun.!  KAYIT OL