Hazırlayan
Alpay Oğuş
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
By A Web Design
Alpay Oğuş
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
---Biyografinden anladığımız kadarıyla yaptığın işlerde hep bir limitlerin sınırında dolanma isteği sezdim. Bu nasıl başladı. Niye başladı sence ve sen bu duyguyu ilk ne zaman fark edip peşinden gitmeye başladın.
Sanırım buna bir yanıt bulabilmek için çocukluk yıllarıma dönmek gerekiyor. Mahallede benimle beraber üç kişiydik. Kendimize mahallenin komandoları diyorduk. Ailemiz tarafından dayatılan güdük hayata bir tepkiydi belki de grubumuz. Sokaktan yürümek bize göre değildi. Apartmanlar arasından diğer sokaklara geçerdik. Duvarlardan, dikenli tellerden atlardık ve yenilerine tırmanır, aşardık. O zaman kendimizce bazı tırmanış ve iniş teknikleri bile geliştirmiştik. Bize göre belki de hiç bir çocuğun yapamadığı şeyleri yapmak, binalar arasında yepyeni yerler keşfetmek müthiş bir zevk ve gurur veriyordu. Şehrin içindeydik, ama aslında şehrin dışındaydık. Yaz tatilinde istisnasız her gün sabah sekizde evden çıkar, akşam ise ağabeyimin tişörtümden zorla çekiştirmesiyle resmen eve hapsedilirdim. Annem babam ayrılmışlardı. Annem üzerimde çok baskı kuramazdı. Daha doğrusu beni kontrol edemiyordu. Bunun da etkisiyle daha özgür ve rahat büyüdüm.
İlk kez babamla dağa gittiğimde hiç yabancılık çekmedim. İste aradığım yer burası dedim kendi kendime. Benim için apartmanlar arası duvarlar gitmiş onun yerine bakmaya doyamadığım devasa kütleler gelmişti. O kütleleri incelerken de nasıl bir yaşam istediğimi kafamda tasarladım. Yapılamayanı yapmalıydım. Yapabildiğim kadar farklı deneyimleri bir arada tadabilmeliydim. Farklı olmalıydım, tek düze olmamalıydım.Çünkü, benim yaratılışım buydu. Nasıl bir hayat çizeceğime karar verdikten sonra dayımla dağa gitmeye başladık. Dayım zaten benden önce de gidiyordu. Sonra da beni motive etti.
---Sence nerelerde ve ne zaman bunu tatmin edebildin. Hangi zamanlarda anlamsız geldi sana bu duygu ya da anlamsız geldiği hiç oldu mu.?
Bu duygu aksine bana hep anlamlı geldi. Çünkü bana inanılmaz bir yaratıcılık ve motivasyon kazandırdığına inanıyorum. Yaptığım aktiviteleri de hep yasam felsefeme göre seçtim. Yani başından sonuna tüm faaliyetlerimde müthiş bir haz duydum. Bazen nerden geldik buraya kardeşim diye küfrettiğim olmuştur ama yaşamını riske atınca o kadar da tepki normaldir diye düşünüyorum.
---Tabii hayatını tehlikeye attığında bir kısım yaptıklarına kızarsın ama sanırım bunların kalıcı bir takım durumları vardır. Fobby leri yaratan durumlardır bunlar. Mesela bir faaliyetinde (sanırım Eznevit) krampon düşüyor ayaktan, gözlük düşüyor arkasından zar zor bir kayaya atılıyorsun, sonra gözlük camı düşüyor. Bunlar yaptığın işte artık sınırları aştığının bir sinyali gibi gelmiyor mu sana. Sonrasında bir yere gitmeyi planlarken kafandan bunlar geçip uzaklaştırmıyor mu seni yapacaklarından. Nasıl bir mutluluk veriyor olabilir ki bu sınır sana...
Aslında bu biraz neden dağcılık yapıyorsun sorusuyla çakışıyor. Dağlarda başımıza gelen bu tür şeyler, dağcılığın ya da hangi outdoor sporunu yapıyorsak onun risklerinden, yani gülün dikenlerinden başka bir şey değil aslında. Gülü seven dikenine katlanır. Bu çok net benim için.
Karşılaştığım sorunlar bana çok önemli dersler veriyor. Beni bir sonraki hedefime psikolojik olarak hazırlıyor. Mental olarak daha da gelişiyorum. Tekrar başıma gelse çok daha soğukkanlılıkla karşılayacağımı biliyorum. Bir sonraki etkinliğimin çıtasını mümkün olduğunca ve bir önceki etkinliğimden öğrendiklerim doğrultusunda yükseltmeye çalışıyorum. Deneyimlerim doğrultusunda rotada başıma nelerin geleceğini tahmin edebiliyorum. Rotaya girmeden önceki son bir hafta falan biraz stres gelişiyor, özellikle dağa yaklaşma aşamalarında çok asabi ve gergin oluyorum. Ama rotaya girince her şey uçuveriyor aklımdan. Özgürce manzaranın tadına vara vara tırmanıyorum.
Kramponun, gözlüğün düşmesi kötü bir şans sadece. Her rotada başa gelebilir.İniş kaçınılmaz bir gerekliliktir. Dağa çıkmak opsiyoneldir ama inmek değil. Benim için asil limit eğer konu dağcılıksa tırmanılacak rotanın zorluğudur. Risk ise düşüp ölmektir. Bu tanımlamayı yaptıktan sonra rotamı da genel anlamda derecemin altında seçiyorum. Ama risk yadsınamaz bir gerçek olarak orada bizi bekliyor. Çünkü daha önce orada bulunmadık.
Riske girmeden ne yazık ki başari elde edilemiyor. Bazen sırf macerayı özlediğim için gidiyorum dağa. Eğer hiç riske girmeyeceksek zaten dağa gitmeyelim. Sorunu kökten çözelim.Çünkü patikada yürümek de belli bir risk taşıyor.
---- Biyografinde mağara dalgıçlığı gibi bir şey de var. Kendini tam olarak hangi spor dallarına dahil ediyorsun?
Benim çıkış noktam tabii ki dağcılık. Ben bir dağcıyım.Çünkü dağcılık benim için bir tutku.
"Bir spor dalında gerçekten basarili olanlar sabahtan aksama sadece o spor ile ilgilenirler. Bu yapılan ise duyulan gerçek sevgidir." denilebilir ama sadece dağcılıkla uğraşmak, sürekli dağcılık veya başka sabit bir konuya saplanıp kalmak bana çok monoton geliyor. Bence bir sporcunun hayatında başka renkler de olmalı. Önemli olan ayni anda birden çok aktiviteyi başarıyla yürütebilmektir.
Dağcılığa ek olarak scuba dalış yapıyorum. Bunun dışında orienteering yapıyorum, mukavemet kayağı, çok yoğun olmasa da mağaracılık ve serbest dalışla ilgileniyorum. Daha henüz bir mağara dalıcısı değilim. Ama eğitimlerini almaya başladım. Sanırım önümüzdeki iki-üç yıl içerisinde mağaraya dalmaya başlayabileceğim. Mağara dalışı aslında dağcılıktan çok daha riskli bir spor. Bu sebepten kurallar çok kati. Ha deyince mağaraya dalmanıza izin vermiyorlar. Bunun gibi spor dallarına dahil ediyorum kendimi.
---- Bir sürü spor dalı ile ilgileniyorsun. Bunlarla ilgili faaliyet planlamanda bir sıra yada dönemsel bir önem önceliğin var mı. Faaliyetleri nasıl planlıyorsun.
Çoğu zaman önceliği dağ etkinliklerime veriyorum.Çünkü genellikle fikirleri öne suren ben oluyorum ve bu önerileri kendime göre ayarlıyorum. Geri kalan faaliyetleri ise öngördüğüm zaman dilimi içerisine birbirleriyle cakismayacak sekilde yerlestiriyorum. Secim yapmam gerektiginde, en cok zevk aldigim ya da bana en cok deneyim kazandiracak aktiviteyi yapmaya calisiyorum. Fakat ne yazik ki bu kadar ise zaman yetirmek icin yine de cok zorlaniyorum. Her gunum cok yogun geciyor.
---- Dağcılığı daha çok ön plana alarak yaptığın faaliyet sıralamalarında cıta ile oynadığın oyun nasıl ve nelere göre cesaret kazanıyor.
Cesaret aslinda en tehlikeli sey. Dagci daga gitmeden once daglardan korkmayi ogrenmeli. Bunun bedelini odedigimi soyleyebilirim. Cesaret demeyeyim ama guven kazanmak istersem bol bol malzemeli lead tirmaniyorum. Hatta dusmeye calisiyorum. Dogru atilan malzemenin ustune dogru dusuldugunde malzemenin tutacagini gormek ve bunu pratik olarak beynime kanitlamak istiyorum. Her zaman bir sonraki etkinligim digerinden daha zor oluyor. Bir oncekinde yasadiklarim ve cikardigim dersler bir sonrakinde bana guven veriyor. Siste yurumeye alismak, yagmurun altinda saatlerce beklemek, daha zor kaya tirmanabilmek vb.
---- Partnerler meselesi ne kadar önemli ve nasıl seciyorsun. Şehirde yeni tanıştığın biriyle dağa gitmek sence neleri kazandırır yada kaybettirir.
Acemi insanlarlar ile de daga gittim. Hatta su an bile bana gore kat kat acemi insanlara dagda rehberlik yapiyorum. Bu insanlarin insanliklarina diyecek bir seyim yok ama konsantre oldugun hedefte seni zor durumda birakabiliyorlar. Sirtindan vurulmak gibi bir sey bu. Mesela en kritik noktada korkup ben donmek istiyorum diyor. O an kendini yapayalniz hissediyorsun. Su soruyu kendime soruyorum: ben bu kisiyle neden daga geldim? teknik malzemeyi tasisin kolaylik olsun diye mi yoksa ondan da ote bana en zor gecislerde psikolojik destek olsun, tirmanisin mental ve teknik olarak issel boyutunu paylasalim diye mi? Cevap ikinci sik ise ve bunun saglanacagindan eminsem bu kisiyle daga giderim. Olumlu yanit vermem icin ise partnerimi tanimam ve onunla iyi uyusmam gerekir.
Pek cok zaman ciddi partner sikintisi cektim. Bu benim icin kimlik arayisi gibi bir seydi. Simdi bu sorun azaldi gibi. Ama yine de her partnerimle her etkinligi yapamiyorum. Partnerlerimi iyi tanidigimdan kimin nereye gelecegini biliyorum. Eger kimseyi bulamazsam solo gidiyorum. Aslinda genellikle solo tirmanis yapmaktan daha cok keyif aliyorum. Sectigim rotanin disime gore oldugunu dusunursem kimseyi cagirmadan kendim yola cikarim.
--- önümüzdeki dönem planların (orta ve uzun vade)
Aslinda gecen gun planlarimi kagida yazinca epey bir uzun liste cikti. Ne yazik ki parasizliktan pek cok projemi hayata geciremiyorum. Maestri'nin hic bir dagi tamamladan birakmadim lafi kadar kati olmasa da buna benzer bir inancim var. Gerektiginde tatamlayamadigim bir rota icin uc dort defa bile denemelerim oldu. Sonucta basarili oldum tabii. Eger inaniyorsan ve rotanin kendi limitlerinde oldugunu anladiysan ustune gitmekte hic bir sakinca gormuyorum.
Orta vadede Tranga bati ve sulagan kaya kuzey duvarlarini cikmayi hedefliyorum. Sulagan kaya- C1 arasi bir travers dusunuyorum. Travers fikri her zaman hosuma gitmistir. Munzurlar'da kisin dusundugum rotalar var. Bir de bisikletli bir projem var, aladaglarla ilgili. Uzun vadede ise her zaman soyledigim gibi en buyuk hedefim Shipton Spire. 36 ip boyluk insallah rotasi bana cok cazip geliyor. Yine yakin bolgede Spantik, K6 gibi zirvelere tirmanmayi planliyorum. Bir kac 7000'lik hedefim de var. Ama daha adi yok.
Magaraciligimi gelistirmeyi hedefliyorum. Bu arada magara dalisi egitimlerim devam ediyor, magara dalgici olup da magaraya dalacagim gunleri iple cekiyorum. Odtu Sat'da sistem cok siki, gerekli on kosullari saglayamadan kimse hic bir yere dalamiyor.
---- Cevrende bu işlere yeni başlayanlar ile aranda nasıl bir ilişki var. Bir eğitmenlik yada rehberlik gibi misyona sahipmisin.
Cok iyi bir iliski var. Su ana kadar yuzlerce insana dagcilik, kaya tirmanisi, tek ip teknikleri, ip kurtarma ve sistemleri, navigasyon ve ilkyardim gibi konularda egitim verdim. Bunun yani sira ozellikle dagcilik ve ilkyardim hakkinda pek cok bilgilendirme yazdim. El attigim her konunun en iyi olmasina calisirim. Mesela arkadaslarimla Dksk'nin egitim sisteminde buyuk yenilikler getirdik. Hangi konuda olursa olsun insanlarin dogru ve eksiksiz egitilmeleri gerektigine inaniyorum. Bunu da basarmak icin elimden geleni yapiyorum. Zaten profesyonel olarak da bu egitimleri buyuk bir zevkle yurutuyorum. Rehberlik icin de ayni kurallar gecerli.
----Şu an içinde bulunduğun klüp yada cevre ile ilgili bilgi verir misin.
Su an halen Odtu Dksk etkin uyesi olmakla beraber ,kabul etmek lazım ki, iştem güçten pek etkinliklerine katılamıyorum. Dksk çok güzel bir arkadaş ortamıdır. İnsanlar malzemelerini paylaşır herkes herkese yardımcı olur. Eğitimler de oldukça sıkıdır. Biz zamanında eğitmenlerimizden epey çekinirdik. Zaten benim eğitmenlik misyonumun temeli de Dksk'da kazandığım bu disiplinden geliyor. Eğitimlerimi çok ciddi eğitmenlerden aldım, simdi ben de aynisini uyguluyorum. Son zamanlarda sosyal boyutta, ODTU sat ve yeni kurduğumuz orienteering takımı hayatımda daha ağırlık kazandı. Özellikle Orienteering takımının bu kadar kısa süre içerisinde nasıl yerine oturup gelişme gösterdiğini görmek çok keyifli. ODTU SAT'ın ise yapı olarak DKSK'ya çok yakın olduğunu söyleyebilirim. SAT'ta da 1,5 yıl malzemeden sorumlu yürütme kurulu üyeliği yaptım.Şimdi görevim sona eriyor. Ama çok sıcak bir çalışma ortamı olduğundan tadı damağımda kaldı, bu yüzden yeni dönemde başka bir göreve kanalize olmayı düşünüyorum
1979 Ankara
1992 İlk kez dağa gitti.
1996 Orta Doğu Teknik Üniversitesi Petrol Müh. Bölümü'ne girdi. Odtü Dağcılık ve Kış Sporları Kolu (Dksk)'na üye oldu.
1997- Haziran Beydağları Kızlarsivrisi Kuzey Yüzü
1997- Haziran Aladağlar Karsantı-Kokorot-Yedigöller-Karayalak Transı (çevre zirvelerde tırmanışlar. (Odtü-Dksk)
1997- Kasım Erciyes
1998- Şubat Hasan Dağı
1998- Haziran Kokorot Ekspedisyonu (çevre zirvelerde tırmanışlar, Odtü-Dksk)
1998- Kasım Munzurlar Mercan Dağı.
1999 Doğada ilkyardım ve doğada ileri ilkyardım eğitimlerinde eğitmenliğe başladı.
1999- Mart Aladağlar Yıldızbaşı - Çağalınbaşı Travers ( Çağalınbaşı sırtından dönüldü)
1999- Mayıs Aladağlar Güzeller Kuzeybatı-Güney Diagonal ilk çıkışı güney traversi
1999 Mukavemet kayağı eğitimi (Odtü-Dksk)
1999- Haziran Odtü Dksk'da dağcılık eğitimlerini tamamladı.
1999- Haziran Aladağlar Demirkazık Batı (varyant)- Güney Traversi
1999- Ağustos Kaçkarlar Piramit ve İkiz Kuleler Doğu ilk çıkışı
1999 Ağustos İran, Demavend.
1999- Kasım Doğada Acil İlkyardımcı (Wilderness First Responder), MATI (Mountain Aid and Training International Inc. Boston, USA)
2000 Dört arkadaşıyla Odtü Orienteering ve Navigasyon Takımı'nı kurdu.
2000 Odtü Sualtı Topluluğu'na kabul edildi. Mağara Dalış ve Araştırma Grubuna (ODTÜ-SAT-Madag) üye oldu.
2000 Tek ip teknikleri ve teknik ip kurtarma eğitmenliği.
2000- Şubat Erzincan Girlevik Şelalesi, Türkiye'nin ikinci donmuş şelale tırmanışı (solo)
2000- Nisan bir günde Hasan Dağı çıkışı.
2000- Haziran Eznevit-Karasay Traversi (solo)
2000- Haziran Aladağlar, Demirkazık, Zirve 3300, Zirve 3350, Kocasarp Travesi, Yıldız Batı-Yıldızbaşı-Çağalınbaşı Traversi.
2000- Ağustos İran, Demavend
2000- Eylül Aladağlar Gürtepe güneybatı yüzü - sırtı ilk çıkışı
2000- Kasım Aladağlar Tranga kuzey duvarı - deneme
2000- Aralık Ağrı
2001- Mağara Dalışı Eğitimlerine başladı.
2001- Ocak Aladağlar Eznevit batı sırtı ilk kış çıkışı
2001- Şubat Tzosk-Tortum Şelalesi Keşfi, Türkiye'nin üçüncü donmuş şelale Tırmanışı
2001- Mart Doğada Arama Kurtarma Eğitimi (ORDOS + 1st Special Response Group, California, USA)
2001- Nisan Aladağlar, Küçük Cebel güney doğu yüzü
2001- Haziran Bir turizm firmasında dağ-trekking rehberliği ve tercümanlığına başladı.
2001- Temmuz Aladağlar, Emler güney batı yüzü sırtı ilk çıkışı (solo)
2001- Eylül Kaçkarlar, Altıparmak güney yüzü ilk çıkışı
2001- Ekim Aladağlar, Kızılkaya batı-güney batı çıkışı solo
2001- Aralık Aladağlar, Direktaş kuzeydoğu dihedrali ilk kış tırmanışı - deneme)
2002- Şubat Antalya, Teke Yarımadası Mağara Dalış Araştırma faaliyeti, Çamlıca Mağarası keşfi.
2002- Mart İleri açık su dalgıcı.
2002- Mayıs Antalya, Altınbeşik Mağara Dalış Araştırma faaliyeti
7-9 Mayıs 1999
Serkan Girgin
Tolga Kanık (ODTÜ-DKSK)
Yine gaza geldik abi. Haydi hayırlısı.
7 Mayıs 1999 Cuma:
Sabah saat 8:00'da Çukurbağ Sapağı'nda minibüsten indik. Hava kapalı, rüzgarlı ve soğuktu. Traktöre para vermemek için yürüyecektik. 1 saat 45 dakikada Sarı Memetler'e, 1 saat 10 dakikada Akşam Pınarı'na vardık. Doğrusu kendimizi oldukça iyi hissediyorduk ve ikimizde de inanılmaz bir motivasyon vardı. Akşam Pınarı'nda fazla gördüğümüz bazı yiyecek ve giyeceği bir kayanın altına sakladık. Yukarılar sisliydi, zirveler gözükmüyordu. Sıyırma Boğazı'na bağlanan patikadan yolumuza devam ettik. Vadinin sol tarafından yavaş yavaş yükseldik. Bir süre sonra karlı yamaçlar başladı -yumuşak sert ve eğimli- batonları kaldırıp kazmaları kullanmaya başladık. Saat 14:00 civarı neredeyse Küçük Cebel'e ulaşmıştık. Bu sıralarda garip bir şekilde sis dağıldı ve ileride sağda hedef gözüktü: C1-Güzeller Kuzey Kar Kulvarı. Kulvarın dibindeki çanağa ulaşan bir gedik nirengi seçildi, o yönde iz açarak yürünmeye devam edildi. Ancak biraz sonra ne yazık ki sis tekrar her tarafı kapattı ve saat 14:30 civarı kar yağışı başladı. Hedef açısı almayı unuttuğumuz için yanlışlıkla erken sağa sapıp Güzeller Kuzeybatı Yüzü'nün altına gelmişiz. Kendimizi çok iyi hissediyorduk fakat kar yağışı ve sis zirveye devam etmemize izin vermiyordu. Bunun üzerine ertesi gün hava düzelir ümidi ile kuzeybatı yüzünün dibinde, ortalama 50 derece eğimli bir kaya altı kulvara bivak yeri kazdık. Yataya paralel olacak şekilde düz bir alan oluşturup, sadece başımızı örtecek kadar olan kısmı kar içine oyduk. Bivak torbamız eski bir çadırın dış tentesinden ibaretti. Bunu bivak yerinin üzerine yanlardan iki kazma ile gerdirdik. Diğer iplerini karın içine gömdük. İçeriden de batonlarımızla yükselterek çadır gibi bir ortam oluşturduk. Yoğun kara rağmen sistem çok iyi çalıştı, biz de içeride rahatça rutin kamp işlerimizi gördük. Tek sorun arada sırada kafamın üzerindeki kar katmanını unutup hızlıca doğrulmamdı!
8 Mayıs Cumartesi:
Günlük güneşlik bir ortamda uyandık. Kuzey kar kulvarından uzakta olduğumuzdan bulunduğumuz yerden bir rota araştırmaya karar verdik. Saat 08:30 olduğunda bivak yerimizi toplamış, teknik malzemeyi kuşanmış ve çıkışa başlamıştık. Kar çok sert olduğundan kramponlarımızı taktık. Bir kaya etabını aştıktan sonra kuzeybatı duvarının dibindeki kar kulvarlarına vardık Buradan çıkabileceğimiz uygun bir rota bakınarak duvarın sağına doğru yürüdük. Yukarı baktığınızda en üstte görülen, Lahit Kaya'nın Lahit Bloğu'na benzeyen bir kayanın tam altına çıkan ve sola diagonal giden bir kaya yoluna girdik. (III+, birkaç hamle IV-) Böylelikle 6 saat boyunca bizi hırpalayacak maceramıza başımıza geleceklerden habersiz bir şekilde başlamıştık. Rota bizi Emli Vadisi'nden bakıldığında Güzeller'in orta gövdesini kaplayan kar kulvarına yükseltti. Kulvarda eğim 50 derece civarıydı ve sert karda kayıp da duramayanın aşağıdaki uçurumda pek de şansı yok gibi bir düşünce aklımızdan geçti. Güneye doğru bu kulvarı diyagonal geçtik. Kulvarın tam ortasında kayadan bir set vardı. Biraz yorulmuştuk belkide, çünkü 1,5 metrelik bu duvarcığı kramponlarla geçmek bir problem olmuştu. Etrafından dolaşmaya üşenmiştik aslında. Kulvarın bittiği yerde sağda bir gedik, onun yanında da da sola yukarı diyagonal giden bir yol vardı. Biz sağdaki gediği tercih ettik. Böylece dağın diğer tarafına da ayak basmış oluyorduk. Kendimizce uygun yolları seçerek birkaç sırt daha geçtik. Sık sık kaya üstü buzla karşılaşıyorduk Buraya kadar zorluk yine ??+,III devam etti. Rüzgar kendini hissettirmeye başladı, hava soğuyordu. Bizse kah kaya kılçıklarını üzerlerinde oturarak, kah dik ve çürük miks etapları akrobatik hareketlerle ümitsizce geçmeye debeleniyorduk. Kaya üstündeki kar ve buz ile kramponsuz tırmanmak mümkün değildi. Ama kramponlarla da kaya tırmanamıyorduk. Kramponları onlarca defa rotanın gidişatına göre çıkarıp taktık. En sonunda onları doğrudan emniyet kemerimize bağlayarak bu işkenceye kendimizce bir çözüm getirdik. Bu sefer de öngördüğümüz gibi sağa sola takılıyorlardı, biz de "sabrın sonu selamettir" deyip unutmaya çalıştık.
Sis Kaldı Queen's Rotası tarafından geliyordu, bereket Güzeller'e kadar yetişemiyordu. Artık dağın güney yüzüne tamamen geçmiştik. Ama ne geçiş... Bir türlü rahatlamak bilmiyordu. Belki de dağcılık hayatımızda gördüğümüz en çürük kaya etaplarında tırmanırken her tutup bastığımız tutamağın kopup kopmayacağını sorguluyorduk beynimizde. Bu yoğun stress ile birlikte gelen "Acaba bu donuk kaya gezegeni rotaya girmekle yalnış mı yaptık?" ya da "Nasıl geri ineceğiz?" soruları zihnimizi işgal ederken, önce kısa bir 60 derece civarı kar kulvarı geçtik, oradan da nihai kaya tırmanışlarıyla zirveye eriştik.(-IV) Saat 14:00. Yarım saat bitkin bir şekilde oturduk. Yerimden kımıldayamıyordum. Susuzluktan kurumuş boğazım her yutkunduğumda büyük acı veriyordu. Ne hikmetse, biz zirveye vardık, sis de hemen geldi. Kaldı dışında başka bir şey görünmüyordu. Bir tek şöyle zorla bir doğrulup kafami arkaya çevirdiğimde sisin arasından Sulağan Kaya'nın meşhur Şeytan Rampası'nı gördüm. Gereğinden fazla yükseldiğimizi düşündüm. Acaba haddimizi aşmış mıydık? Yüzümüzü tekrar geldiğimiz yöne, güneye çevirdik. Ayaklarımızın altında yüzlerce metre dik kar, buz ve kaya inişleri uzanıyordu. Dönüş için gözlerimizle uygun rota aradık. Solda Klasik Sırtı kar balkonlarıyla doluydu. Kaya etaplarının da üzerleri ya karlı, ya da ıslaktı. Kramponla kayalardan inmek çok rahatsızdı, kramponsuz ise ayakkabıların kayma riski vardı. Bu yüzden inişi direkt güney yüzünden yapmaya karar verdik. İlk 50-60 metreyi geldiğimiz gibi rahatça indik. Bundan sonra IV-'lik etaba varınca ipi açtık. Bir kısa universal çaktım. Garip bir duygusallık işte, bıraktığımız sikkeye üzülmüştüm. Sanki başka bırakmayacakmışız gibi. Havamızdan da geçilmiyordu hani: geyiğine ağıtlar yakıyordum sikkem de sikkem diye, Serkan da gülüyordu. Fakat bir söz vardır: ne oldum dememeli, ne olucam demeli.
İp inişi ile en son iz açtığımız kar kulvarına eriştik. Kar topuk saplayarak inmek için sert ve çok dik idi, bu yüzden 400 metreye yakın geri geri alçaldık. Kulvarın sonlarına doğru kar iyice sertleşti. Artık kazmamızın sapını kara saplayamıyor, daggering yapıyorduk. Aşırı bükülgen ayakkabılarımla ve onların üzerinde zoraki duran kramponlarımla artık inemiyordum. Serkan'dan iz açmasını rica ettim. Eğim 70 dereceye yaklaştı. İz açarak çok zaman kaybediyorduk. Ancak bu derece sert ve eğimli karda Serkan'ın açtığı izlere muhtaçtım. Serkan sürekli tekmeliyordu. Ruh halimiz oldukça değişkendi. Ayağımızın vurur vurmaz kara girdiği yerlerde bir oh çekerken, hemen 5 metre altında cam buz bir etapta sinir katsayımız tavana vuruyordu. İki adım at dur ve bekle. Ta ki yeni izler hazır olana kadar. Bu teknik etaplardan bir an önce kurtulma psikolojisi içinde olan bizim için tam bir işkenceydi. Kafamı yukarı kaldırdım, ta en yukarıda ip açtığımız yer hala gözüküyordu. Çok yavaştı. Hadi inseydik bir an önce.
Biraz aşağıda kulvar iyice daralıp uzunca bir kaya inişine bağlandı. Sağımız solumuz duvardı. Tekrar ip inişi yapmak gerekliydi. Buradan çok dar bir kar alanına indik. Gölgede kalan bu bölgede havanın da soğumasıyla kar oldukça sertti. Bazı yerlerde cam buz oluşmuştu. Yine bir ip inişi bizi bekliyordu. Arkası gözükmüyordu. Kıt çatlak ortamında sikke çakmaya yer ararken kramponumu kara vurmamla ayakkabımdan atması bir oldu. Krampon olmayacak bir şekilde tamamen ayağımdan çıkıp bilek perlonundan iğreti bir şekilde asılı kaldı. Tek krampona kalmıştım. Bunun üzerine ayakkabımın burnunu kara saplamaya çalıştım ancak ayağım buzlu kara saplanmak bir yana, karı yalayıp yukarı tırmandı. Ne yazık ki kazmam da saplanmıyordu. Kapana kısılmıştım. Kramponlu ayağıma yükü verdiğimden bacağım da oldukça yorulmuştu. Aşağı doğru kendimi bırakırsam bu iki metrelik eğimli sette durma şanım kesinlikle yoktu, hemen setin gerisindeki duvardan aşağı uzun atlayış yapardım. Serkan biraz aşağımda ve arkamda ne olur ne olmaz diye çaresizce duruyordu. Ne yazık ki o ortamda bundan başka da yapabileceği bir şey yoktu. Hasbel kader hemen solumdaki sikke çakmayı planladığım kayaya vardım. Bunu kutlamalıydım sanırım çünkü artık ayaklarım kayadaydı. Ama tam tersine bu sefer de kramponlu ayağımla kayada durmam çok riskliydi, çünkü krampon ikide bir kayadan atma eğilimi gösteriyordu. Sırtımda kamp yüküm vardı ve kollarıma müthiş bir yük biniyordu. Tam bu esnada ayağımda sallanıp duran atık kramponuma bir elimi kayadan çekip aşağı eğilerek çeki düzen vereyim dedim ama sen misin diyen, hala bile anlayamadığım bir çeviklikte ayak bileğimden kurtulup aşağı kaymaya başladı. "Serkaaan! Tut abi krampon geliyoo." Tutamadı... Sikke çakmam gerekiyordu ama nasıl? Sadece bir elimi bırakabiliyordum. Bu sırada kar gözlüğümü gözlerimin üstüne çıkarmıştım, bir anda kurtulup o da aşağı kaymaya başlamasın mı? "Serkan yeni aldım abii!!! Bunu tut barii." Tutamadi... Krampon ve kar gözlüğümü kaybetmiş olmanın verdiği psikolojik çöküntü içinde zar zor bulduğum bir çatlağa sikkeyi çakmayı başardım. Bir kilitli karabinle emniyet prüsiğini takıp üstüne oturdum. Ohhhh. Tam bu sırada pıt diye bir ses geldi, daha ben ne olduğunu anlayamadan gözlüğümün camlarından birini o karanlıkta aşağı kayarken görmenin dehşeti içerisinde Serkan'a bağırıyordum. "Bunu lütfen tut abi. Kesin dağılırım lütfeen!!!". Serkan bu sefer dersini iyi çalışmıştı. Tuttu.
Serkan'a ipi attım biraz sonra da ben indim. Artık daha geniş bir alandaydık. Ancak saat 20:00 olmuştu ve hafif kar yağışı başlamıştı. Karanlıkta krampon ve gözlük ortalarda görünmüyordu. Bu şartlar altında günü noktaladık. Yine 60 derece civarı eğimli karda kaya altı uygun bir yere aynı tür bivağımızı kazdık. Alanımız bu sefer çok daha dardı. Aramıza ocağı alıp zorla sıvı hazırladık, çok yorgun olduğumuz için bayılmak suretiyle uykuya daldık. Bulunduğumuz noktanın devamı yine belli değildi. Bu dağğdan kurtulabilecek miydik? Kramponum artık yoktu. Bütün gece nasıl? nasıl? sorularıyla dolu kabuslar gördüm.
9 Mayıs Pazar:
Sabah 06:30 civarı bivaktan çıktık. Serkan yukarı benim düşürdüklerimi toplamaya gitti. Elinde benim krampon ve gözlükle geri döndü. Doğrusu bulamasaydı olacakları düşünmek bile istemiyorum. İnişe devam ettik.. Kar hala ve eğimli ve donuktu. Geri geri kısa bir inişten sonra tekrar bir kaya setine vardık. Aşağısı yine gözükmüyordu. Şu profil sikkelere hayranım. Çok sağlam ve iyi oturdu. İpin ortası belli olduğundan Serkan beni yarım kazıkla 25 metre indirmeye başladı. Eğer ip yetişmezse ben bir şekilde tırmanacak Serkan da emniyetimi alacaktı. Serkan'ın beni indirdiği yerlerde gerçekten korktum. Halen devam eden su akıntısının pırıl pırıl parlattığı dimdik bir kaya oluğundan aşağı gidiyordum. Altımda bir set gözüküyordu ama ip yetişmeyebilirdi. Kaç metre kaldı soruları ve karşılıklı anlaşılmadılar. Rüzgardan birbirimizi duyamıyorduk. Bir taraf diğerinin anlaşılmadı lafını anlamayıp öbür tarafa anlaşılmadı diye bağırıyordu. Biraz sonra stresten asabiyetimiz yine fırlamıştı. Eğer sete varamazsam tek bir çatlak bile olmayan ortamda ne yapacğımı merak ediyordum. Askıda istasyon almak veya geri tırmanmak, hiç birisi mümkün gözükmüyordu. İp yetişti. Öyle ki ayaklarımın burnu yere değiyordu ve emniyet kemeri bacaklarımı kangren yapmak üzereydi. Sette geceden sular donmuştu herhalde ki sivri sivri cam buzlar vardı. Serkan da ipin diğer kısmından biraz sonra geldi. Aynı benim gibi zar zor gergin ipten çıktı. İp inişleri hala bitmemişti. Zorlukla emniyet noktası bulduk, Serkan "Bu sefer çok sağlam olsun abi" dedi, çift sikke çaktık. Sonunda o yamuk halkalı sikkeyi dağa paraladık. 5. ip boyu sonunda artık Güzeller Çanağı'na bağlanan kar kulvarındaydık (11:30). Aşağı uçma riski olmayan emniyetli bir yere sonunda ayak basmıştık. Birbirimize sarıldık, hayatta kalmış olmanın sevinci ile. Sikkelerimi taktığım malzeme karabinine baktığımda tek bir sikke kalmıştı. "Vay be !" dedim içimden, "ne maceraydı". Gerçi hala geri geri inmek zorundaydık ama keyfimiz yerindeydi artık. Güzeller Çanağı'na varınca hızla inişe başladık. Saat 13:15'te Akşam Pınarı'na ulaştık. Dönüp Güzeller'e bir bakalım dedik ama nafile! Biraz atıştırdıktan ve çantalara artık kullanmadığımız malzemeleri koyduktan sonra Emli'ye girdik. Bir güç geliverdi, 50 dakikada Sarı Memetler'e indik. Köye devam ederken yolda iki Amerikalı bizi aldı. Aladağlar güzelmiş, tur kayağı yapacaklarmış ama olmamış. Başka ülkelerden insanlarla dağcılık geyiği yapmak bize enteresan geldi. 16:00'da servise bindik. Yolda giderken uzunca bir süre böyle olaylara girmemeye yemin ettik. Artık sıkı bir yemeği hak etmiştik sanırım. 23:00 gibi Aşti'ye vardık, vedalaşıp ayrıldık. Yeni gündem: Ödevler bizi bekler.
Kullanılan Malzemeler:
Kamp: 1 çadır dış tentesi, 600 ml saatçi benzini (100 ml arttı), MSR Whisperlight ocak, yarısı kullanılmış tuvalet kağıdı, kibrit, çakmak, çakı, kafa lambaları, 1 kar küreği, 1 adet 1lt.lik tencere, -25 lik tulumlar, mat vb. Bu tarz travers etkinliklerinde kamp yükü sürekli yanınızda olacağından her parça çok iyi düşünülüp götürülmelidir.
Yemek: Sabahları bir ufak boy krem peynir, yarım kavanoz kadar fıstık ezmesi, öğlenleri 1,5'ar paket cicibebe, akşamları 500 gr haşlanmış bulgur, 500 gr haşlanmış pirinç pilavı. Ocakta sadece sıvı yapıldı, ayrıca 4 paket toz içecek, 1'er ekmek, çikolatalar, multivitamin hapları ve vitaminli bonbon götürüldü.
Teknik: 8 adet sikke (6'sı bırakıldı, 1'i düştü.), 3 büyük perlon (1'i bırakıldı), 4 ekspres perlon (hepsi bırakıldı), her kişiye emniyet kemeri, kask, kazma, krampon, 2 emniyet prüsiği, 1 kilitli, 1 hms, ayrıca 2 kilitli ve 1 hms istasyon için, 3 orta boy curve stoper ve1 orta boy friend, 50 metre 9 mm. ip, 1 buz çekici. Genel: Pusula, düdük, ilkyardım çantası, çöp torbaları vs.
Giyim: Sağlam ve sıcak tutan bir eldiven ve eldiven koruması tavsiye olunur.
Bu tırmanışta bize büyük yardımları dokunan iyi hidrasyona, bir gün önce akşamları aldığımız vitamin haplarına, kanımızı sulandıran aspirine, yeterli ve dengeli beslenme sayesinde düşmeyen tansiyonumuza ve fiziksel performansımıza teşekkürü bir borç biliriz.
Tolga Kanık
Biz denizsiz kentin dalgıçları için 120 km uzaklıktaki Kesikköprü Baraj Gölü maksimum 34 metrelik derinliğiyle bulunmaz bir cennettir. Cennet olmasına cennet ama bulanık, dibi balçık çamur ve soğuk suyu sevdiğiniz sürece...
Odtü Sualtı Topluluğu’nda çeşitli amaçlara yönelmiş alt gruplar var. Bunlardan birisi de benim üyesi olduğum Madag, yani mağara dalış ve araştırma grubu. Alt grubumuzda dalış yapılabilecek mağaraları araştırıyoruz, mağaralara dalıyoruz, hatta kuru mağaracılık da yapıyoruz. Ama her Madag’lının gönlünde yatan, bir mağara dalgıcı olabilmektir. Mağara dalgıcı olmak, açık su dalgıçlığından çok daha fazla ve farklı beceriler gerektirir. Mağaraya dalmak isteyen bir açık su dalgıcı zor, karanlık ve uzun süren bir koridorda sabırla ilerlemek zorundadır. Öncelikle Sat 251 kuru mağara dersi, daha sonra gerekli dalış sayısı, arkasından gece ve bulanık su eğitimi (Sat 351), onu da tamamladınız diyelim, bu defa yine dalışlarınızı bir üst limite kadar arttırmanız gerekli. Kovuk dalışı (Sat 352) ve nihayet mağara dalışı (Sat 452) eğitimleri diğerlerini izleyecektir. Tümü, yıllar süren emek ve pratik çalışma demektir. Biz yeni kuşak mağara dalgıç adayları, henüz bu yolun yarısını katedebildik. Önümüzde en az iki yıl daha var.
Nisan 2002 Kesikköprü
Bulanık suda, hele hele gece dalmanın “ince iş” olduğunu bildiğimizden biz eğitimden önce biraz kendimiz pratik yapalım dedik Egemen’le. Egemen’in arkadaşları haftasonlarını Kesikköprü’de piknik yaparak geçireceklermiş. Bir adet Cango Pampaları, gerekli mangalve yiyecek stoğu ve çadırları varmış. Hay hay! Biz de varız o halde. Küçücük arabanın içine tüpler bcler, yakılacak odun ve erzak eşliğinde 5 kişi tıkış tıkış bindik.
O gün iki dalış yapmayı planlıyorduk ama benim paletlerin kopça klipsleri yoktu. Kayışlara bakmıştım, fakat bağlantı noktaları malzemeyi ödünç aldığım arkadaşta kalmış. Nerden bileceksin? Gittik itfaiyeci dalgıçları bulmaya, ama kimseler yoktu. En sonunda bir yerlerden elektrik kablosu bulduk, ben onlarla paletimin kopçalarını bağladım. Tabii çok komik oldu. Bu arada akşam oldu, ben de düzenli küfür ediyordum.
Suda birbirimizi kaybetmeyelim diye birbirimize uzunca bir perlonla bağlandık. Dalış ve derinlik saatimiz hazırdı. Çok soğuk geçen kış mevsimi yüzünden su da çok soğuktu. Gece dalışlarında suya fenerler açık girilir. Fakat kuvvetli ışık kaynağıyla bile görüşün sıfır olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Paletimi bile göremiyordum. Egemen bana bağlı bir yerlerdeydi sonuçta. Suyun üstü alta oranla daha sıcatı, 15 metreyi geçince bir soğuk su tabakası kafama kramplar soktu, ellerim uyuştu. Egemen koluma dokundu, çıkalım işaretini yapıyordu. Yüzeyde ikimiz de çok üşüdüğümüzden bahsediyorduk. Sonra baktık da suyun sıcaklığı 11.4 dereceymiş. Dandik bağlı paletlerimden güç alamıyordum. Sürekli dalışlar yapıp birbirimize, suya ve etrafa oryante olmaya çalıştık. Yüzeye her çıkışımızda kahkahayı basıyorduk çünkü, hep anormal beklenmedik yerlerden çıkıyorduk.
Ertesi gün de benzeri dalışlar yaptık. Gündüz bile olsa 15 metreden derine inince iyice karanlık oluyordu ortam, hadi şu adaya gidelim diyorduk, hedef açısını alıp dalıyorsun, git git git sonra bir yüzeye çıkıyorsun, ada ta öbür tarafta, sen gitmişsin başka tarafa. Haydi bu sefer karşı kıyıdaki kayalıklara gidiyoruz. Ama ikimizde de o cesaret yoktu. O karanlık suda hiç bir şey görmediğin için sanki her an karşına bir şey çıkacakmış da çarpacakmışsın gibi geliyordu. Hiçbir yerin ortasındaydık. Referans alacak hiç bir şey yoktu.
Tüm bu deneme yanılma ve acemiliklerimizden sonra bulanık su eğitimini alacak arkadaşlarımızdan bir adım öndeydik.
Bulanık Su Eğitimi
Çetin geçen bir kış mevsiminin ardından sıcak bir mayıs günü, 12 eğitilen 2 eğiten olarak kiraladığımız minibüsle yola çıktık. Her zamanki gibi minibüsümüz malzeme odasının arkasına park etti ve biz tüm tüpleri ve diğer malzemeleri büyük bir hevesle minibüse yerleştirdik. Taşı babam taşı, bu işin sonu yok. Keyfin bedeli işte ne yapalım.
Ankaradan göle ulaşmak iki saat sürüyor. Gölde her zaman olduğu gibi ankara itfaiyesinin kamp alanının yakınındaki trafomuzun yanında konuşlandık. Çadırlar kuruldu, malzemeler düzenlendi. Bugün herkes tek dalış yapacak. Dalış öncesi kafamıza havlu atıp pusula ile adım sayıp kare-üçgen çizdik. Karada sonuçlar oldukça başarılıydı ama bakalım suda ne yapacaktık?
Düz bir hatta, belli kick cycle ilerleme ve geri dönme, üçgen ve kare çizme planlarımız arasındaydı. İlk grup dalışlara başladı. Su yine aşırı bulanık olduğundan insanlar başta epey affalladı. İki şamandıra arasında sadece 10 kick cycle vardı (yaklaşık 15 metre eder) ama ilk şamandıranın ipini takip edip aşağı inen partnerler, diğer şamandıranın 40 metre uzağından yüzeye çıkıyorlardı. Pusulanın ibresini yerinde tutmak mümkün değildi ki fıldır fıldır dönüyordu. Bir de aynı anda palet vuruşlarını saymak gerekiyordu. Eğitmenlerimiz bizden tam 6 metrede kalmamızı istiyorlardı. Bu derinlik sıcak soğuk su tabakalarının birleşimiydi ve bize referans olacaktı.
Bu konularda çok zaman kaybedilmesi üzerine, bugün için üçgen ve kareyi iptal ettik. Sevgili dalış partnerim Egemen ve ben de bol bol saptık suyun altında. Bir patner palet sayıp, pusulayı kontrol ederken, diğeri de onun yüzerliğini ayarlayıp, hep aynı irtifada kalmasını sağlıyor, aynı anda etrafa bakarak doğal navigasyona yardımcı oluyor ve mesela bu pratik içn geçerli olmak üzere ipe ulaşıp ulaşmadığımızı haber veriyor. Pusulayı kullanan dalgıcın konsantrasyonunu hiç bir şey bozmamalı yoksa sapma kaçınılmaz olur. Genelde kick cycle sayan dalgıç aynı anda pusulayı alıyor ve nefes alış sayıları ile adım sayıları birbirine karışıyor. Tam bir beceri ve gerçekten çok zor! Sualtında pusula ile ilgilenirken bir dalgıcın bulunduğu derinliği ayarlaması yani aynı derinlikte ilerleyebilmesi de diğer bir sorun olarak karşınıza çıkıyor. Çoğunlukla ya dibe batıyorsun, ya da yavaş yavaş yüzeye çıkıyorsun. Dalgıcın yüzerliği için ciğerlerindeki hava ince ayardır. Her nefes alış veriş derinliği de mütemadiyen değiştiriyor. Bu beceri mağaraların dar koridorlarından sağa sola çarpmadan takılmadan geçebilmek için çok gerekli. Çoğu zaman silt vb. Materyaller yüzünden mağaraların suyu bulanık oluyor. Zaten ışık da olmadığından, kapalı bir ortamda görülebilecek en zor ve riskli şartlar bir araya geliyor. Yani bu şartlara alışmaktan başka şansımız yok.
Akşam büyük tencerimiz kaynadı ve atıştırdık bol bol. Dalınca acıkıyor insan. Yıldızların altında güzel bir uyku çektikten sonra eğitimimizin ikinci gününe başladık. Yine çalışmak isteyenler için şamandırlar yerleştirildi, buna ek olarak eğitmenlerimiz Yalın ve Güzden bir şamandıranın dibinden aşağıya elemge hattı çektiler. Hat tam karşı kıyıdaki kayalıkların dibinden gidiyordu. Bu arada piknikçiler de etrafta balık tutmaya başladılar, umarım bizi de avlamazlar dedik! Görevimiz şu: Egemen ve Ben, Çiğdem ve Emre partnerleriz. Şamandıranın dibine dalıp okleştikten sonra elemgeyi takip edeceğiz, sonra elemgeyi terk edip 20 metre daha kayalarda ilerleyeceğiz. Sonra doğal navigasyonla elemgeyi tekrar bulup yukarı çıkacağız. Dibe indiğimizde fenerler de yanmasına rağmen göz gözü görmüyordu. Elemgeyi iki parmağımızı halka yaparak takip ettik. Nereye gittiği belli olmayan burnumuzun ucunu bile göremediğimiz bu ortamda gerçekten keyif aldığımı hissettim. Hattın sonuna gelince iş bizim liderliğimize geldi. Biz de kayaları takip ederek devam ettik, arada bir arkamıza bakıyorduk ama sonra baktık bizimkiler yoktu. Nereye giderler? En azından paletlerimizi takip etselerdi olacaktı, bir yerde bir sebepten durmuş olmalılar. Bulanık suda insan çok kolay oryantasyonunu kaybediyor. Geri döndük ya da biz öyle zannediyorduk, ama elemgeyi bulamadık. Biraz kıyı tarzı yerleri takip edip çok alakasız bir yerde yüzeye çıktık. Yalın çok kızdı. Abi nerdesiniz!? Burdayız abi? Kayboldunuz, nereye gittiniz? Bir şekilde birbirimizi kaybetmiştik işte. Ama bu iyi bir ders oldu, ne kadar dikkatli olmak gerektiğini anladık. Mağarada böyle bir olay başımıza gelseydi sonuçları hiç de hoş olmazdı. Bir defa daha denedik, sonuç çok daha başarılı oldu. Elemgeyi bulmakta her seferinde zorlandık ama o kadarı da normaldi. Zaten bu soğuk su adamın başını ağrıtıyor. Defalarca kare, üçgen çizdik. Bir süre sonra bu işlerin erbabı olduğumuza ikna ettiğimiz eğitmenlerimiz bu günlük bu kadar dedi. Eğitimin ilk kısmı tamamlanmıştı. Geriye gece bulanık suda pusula çekme kaldı. Biz zaten Egemen ile talimliyiz.
Eymir gölünde bir etkinlik toplantısı yaptık. Sonra da malzeme odamıza döndük. Hepimizin geleceğe ilişkin güzel planları vardı. Umarız gerçekleşeceklerdi.
Tolga Kanik