Kaçkarlarda Konaklamanın Günlüğü
- Ayrıntılar
- Kategori: Kaçkarlarda Konaklamanın Günlüğü
- Salı, 09 Ağustos 2005 20:48 tarihinde oluşturuldu
- Uğur Biryol tarafından yazıldı.
Günlük 1
Günlük 2
Günlük 3
Günlük 4
Günlük 5
Günlük 6
Günlük 7
Şehrin meşakkatli hayatından bunalanlar için doğa bulunmaz bir nimettir. Doğanın en zengin hallerinin bulunabileceği “ yağmur, güneş, kar, rüzgâr, bulutlar, sis” bir yer var: Kaçkarlar. Kelimenin tam anlamıyla dört mevsimin yaşanabileceği bir bölge olan Kaçkarlar’ı bütünüyle hissedebilenler bence çadırıyla kamp kurmaya gelenlerdir. Neden diye sorulacak olursa? Birincisi kampçılık, gelenlere daha çok yer gezme fırsatı verir. Daha çok yer gezen insan da daha fazla şey görür. Mesela Kavrun Yaylası’nda pansiyonda kalıyorsanız ve gezmiyorsanız, Kaçkar’ın eteklerindeki gölleri nasıl göreceksiniz? Ya da Kaçkar’a yakın tepelerden zirveyi nasıl izleyeceksiniz?

Ayder’e insanlar daha ziyade piknik yapmaya gider. Çokça da kaplıcaya girmek için. Oysa Ayder’den Kavrun, Avusor, User gibi yaylalara araçlarla gidilebileceği gibi yürünerek de ulaşılabilir. Üstelik yürüyüş güzergâhında çadır kurulabilecek alan çoktur. Çamlıhemşin yaylalarında Ayder, Kavrun, Amlakit gibi yerlerde pansiyon vardır. Ayder’de oteller de vardır ve bu nedenle daha çok insanın gelmesini sağlar. Yer sıkıntısı Çamlıhemşin’in en önemli sorunlarındandır. Çamlıhemşin, ilçe merkezinden sonra iki vadiye ayrılır. Ayder’in olduğu Hala Vadisi’nde gelenler daha çok pansiyonları tercih eder. Kavrun’da özellikle Kaçkar’ın eteklerinde yabancı misafirler kamp kurar ve az önce bahsettiğim gibi doğanın tadını çıkaran onlardır.
Fırtına Vadisi’ne gelince Ortan ve Çinçiva köylerinde iki pansiyon bulunuyor. İsrail’den gelen turistler genellikle Ortan köyündeki Doğa Oteli’ni tercih eder. Yerli turistler ise Çinçiva’daki Fırtına Pansiyon’u tercih eder. Daha önce Kaçkar’a gelmiş olanlar yıllar önce yöredeki turizm potansiyelini keşfedip, Kaçkarlar’ı dünyaya tanıtan Fırtına kenarındaki Sisi pansiyonunu hala sorarlar. Ama ne yazık ki Savaş Güney’in ölümünden sonra Sisi de o eski, güzel günlerine veda etti.
Yürümeyi ve kamp kurmayı seven turistler için Fırtına Vadisi’nde oldukça uygun güzergâhlar mevcut. Zilkale ve Çat köprüsüne yürüyüşler yapılabilir ve Çat köprüsü geçilerek kamp yapılabilir. Çat’ta iki de pansiyon var. Dileyenler oralarda da kalabilir. Çat’tan sonra araçla ya da yürüyerek Elevit-Karunç-Trovit-Palovit-Amlakit güzergâhında, yaylalarda kalınabilir. Eğer şanslıysanız yaylacılara konuk olabilirsiniz. Bu arada yöreye gezmeye gelenlerin dikkat etmesi gereken iki önemli husus var ki, bunlardan biri yöreyi bilmeyenlerin mutlaka rehberle yola çıkması ikincisi de olumsuz hava koşullarına(aniden bastıran yağmur, fırtına) karşı tedarikli olmaları.

Çamlıhemşin, turizm alanında yeni yeni adını duyurmaya başladığından, altyapı sorunları ve ödeneksizlikten dolayı donanımlı konaklama alanlarına sahip değil ama özellikle kampçılar için çok uygun bir coğrafya. Zaten Çamlıhemşin gibi dik yamaçlardan oluşmuş bir bölgeye yatak kapasitesi yüksek oteller yaptırmak yörenin geri dönülemez çevre sorunlarıyla baş başa kalması demektir. Bunun yerine yaylalarda ev pansiyonculuğu geliştirilebilir ya da kampçılık için daha çok yürüyüş rotası belirlenebilir. Çamlıhemşin’i yakından tanımanın en iyi yolu onu araçla baştanbaşa gezmek değil aksine kapı kapı, yayla yayla dolaşıp, bulutlara daha yakın olmaktan geçer.
Uğur Biryol
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Kaçkar serüvenimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Memleketin her tarafında insanları büyüleyen bir dağ silsilesi mutlaka vardır ama Kaçkar'ın yeri başkadır. Herkesin gönlünde yatan aslan farklı olduğuna göre biz de gönlümüzün baş köşesine yerleştirdiğimiz Kaçkar'ı anlatmaya devam edelim.
Bu yazıda Kaçkarlar'ın eteklerine dizilmiş yaylalar hakkında bilgi edineceksiniz. Herkes ekipmanını toplayıp bir şekilde Kaçkarlar'a tırmanmayı hayal ederken belki de gizli güzellikleri ıskaladığının farkında değil. Dağların ardına saklanmış, bulutlara değen bu yaylalardan dağları seyretmeye doyum olmaz. Hele bir de günbatımını izleme şansını yakalarsanız, ömrünüz boyunca unutamayacağınız bir anıya sahip olursunuz.
Kaçkarlar Artvin ve Rize'nin paylaştığı bir dağ silsilesi olmasına rağmen büyük bir çoğunluğu Rize'ye bağlı Çamlıhemşin ilçesinde olduğu için o taraftan anlatmaya başlayalım.Ardeşen’den içeriye sapan yola vuruldugunda Çamlıhemşin’i baştan başa dolaşan Fırtına Deresi’ni takip ederek iki dağın arasına kurulmuş Çamlıhemşin ilçe merkezine ulaşılmış olur. 
Çamlihemşin merkezi geçildikten sonra vadi ikiye ayrılır. Ayder(Hala) ve Fırtına Vadisi. Ayder vadisinde Hala köyü Ayder’e varana kadar büyük bir arazi kaplar. Hala köyü büyük mahallelerden olusan bir köydür. Sonrasi ise son yılların gözde turizm merkezi Ayder ve Kaçkar zirvelerine uzanan yaylalar. Kavrun, Avusor, Çeymakçur, Paakçur, Huser gibi yaylalar bu vadinin bilinen yaylalarıdır. Bu yaylaların hemen hepsine araçla ulaşmak mümkündür ama araçla çıkıldıktan sonra belirli yürüyüş rotalarıyla keşfe çıkılabilir. Bu gruba ait yaylaların en belirgin özelliği çığ tehlikesine karşı evlerin küçük yapılmış olmasıdır. Kışın tamamen boş olan bu yaylalar, yazın gelmesiyle birlikte gurbette yaşayan Hemşinliler tarafından doldurulur. Vartevor denilen şenliklerde yaylaların nüfusu oldukça kalabalıktır. Kimilerinde hayvancılığın kalmadığı bu yaylalar özellikle fotoğrafik açıdan oldukça zengin materyaller sunar.
Kaçkar'ın can damarını oluşturan Fırıtına Vadisi’nde ise Samistal, Sal, Elevit, Pokut, Hazindağ gibi onlarca yayla bulunur. Zilkale’den sonra Kaçkar Dağları Milli Parklar sınırına girilmiş olur. Bundan sonra yükseklik giderek artar ve bu yüksekliklerde yine Hemşinliler tarafından kullanılan yaylalar gelir. Çat’tan sonraki ayrımda da 3711 metrelik Verçenik zirvesi etrafında kurulan yaylalar ve köyler bulunur. Vadinin 2000 metreden sonraki yerleşkelerinde kurulan yaylalar çok fazla keşfedilmemiş olmakla birlikte yine birçoğuna araçla ulaşılabilmesi doğal dengeyi tehdit etmektedir.
Kaçkar yaylaları Anadolu’nun diger cografyalarında olduğu gibi hayvancılık faaliyetleri için kullanılsa da, yörenin yurtdışında da olan popülerliği sayesinde turizm merkezleri olarak da kullanılır. Özellikle pansiyonculuk yaylalarda yapılan turizm faaliyetlerinden biridir.Kaçkarlar’da yaylalar genelde birkaç köyün birleşmesiyle oluşan yerleşim birimleridir. Bu özelliği Sal yaylası ile Meleskur yaylaları bozmuştur. Bu iki yayla tek bir köyün sakinleri tarafından kullanılmaktadır. 
Karadeniz köylerinin dağınık yapısının aksine yaylalarda evler birbirine çok yakın bir şekilde konumlandırılmıştır. Kullanılan malzemeler yaylanın bulunduğu yere göre değişmektedir. Ahşap, taş, ahşap- taş olarak üçe ayrılabilir. Palovit ve Meleskur yaylalarında tüm araziler taş duvarlarla çevrilmiştir. Her aile, evinin çevresinde sebze ektiği bostanından başka yerleşim alanı dışında böyle arazilere sahiptir.
Kaçkar Yaylalarını dört ana grupta toplarsak; bunlardan Kavrun grubu yaylaları; Ayder, Yukarı ve Asağı Kavrun, Çeymakçur, Paakçur ve Huser yaylalarıdır. İkinci grup, Palovit vadisi içerisinde kurulan yaylalardır. Bunlar; Ambarlı, Kito, Kerap, Sal, Pokut, Hazindağ, Amlakit, Kotençur, Samistal, Palovit, Meleskur ve Apevanak yaylalarıdır. Üçüncü grup Çat grubu yaylalarıdır; bu grupta Elevit, Karunç, Haçevanak, Trovit ve Karmik yaylaları yer almaktadır. Dördüncü grup olarak Verçenik Dağları etrafında kurulan Kale, Çiçekli Yayla, Başyayla, Verçenik ve Hodeçur yaylalarıdır.
Her yayla yaşayan insanıyla birlikte bir öykünün yazılmamış satırlarının başlangıcıdır. Bir yaylada dere kenarında oturan ve ineklerine çobanlık eden yaşlı bir Hemşinli kadın ile torunu, evinin gölgesine oturup ikitelli çorap dokuyan kadınlar, yakacak ihtiyacını gidermek için elinde koprisi(kesici bir alet) ile sessiz ormana inen yaşlı bir amca, şehrin tüm stresini -biraz da sevdalık etmek(kur yapmak) için- elele neşeli horonlarıyla atan gençler...Farklı bir dünyayı, yaşam biçimini ve zengin bir kültürü daha yakından tanımak isteyenler için Kaçkar yaylaları o kadar da uzak değil...
Uğur Biryol
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Bu kez sizlere Kaçkarlar’ın ana damarları olan buzul göllerini anlatmaya çalışacağım tabii..Her biri Fırtına Vadisi’nin üzerindeki bir göz gibi gelenleri kollayan buzul göllerine çıkmak zor olduğu gibi, ulaşıldığında doyumsuz bir görselliğin mekânlarıdır.

Buzul göllerine nasıl ulaşılabilir? Hodeçur’a Erzurum-İspir’den ulaşılabileceği gibi Çamlıhemşin’den Kaleköy’e giderek de ulaşılabilir. Kaleköy’den Hunut Dağı’na aşılır, oradan da Hodeçur’a geçilebilir ..Bu göllere ulaşmak için 3-4 saatlik yürüyüşleri göze almak gerekir. Kaçkar’a kuzeyden çıkış noktası olan Kavrun yaylasına, oradan da Kavrun’un üzerindeki “Gelgelan” denilen buzul gölüne, Olgunlar tarafından da ulaşıbilir. Aynı şekilde Çeymakçur ve Avusor yaylalarına Ayder’den 1 saatlik araç ulaşımı ile gidildikten sonra, yürüyerek 45 dakikalık bir performansla göllere çıkılır. Verçenik tarafındaki, Atmeydanı, Kapılı, Kumlu, Adalı ve Tatos göllerine de Verçenik yaylasından 1-2 saatlik yürüyüşlerle rahatlıkla gidilebilir.

Evet buzul göllerine ulaşmak aslında o kadar da zor değil..Tabii buralara araç ulaşımının olmaması, gözü dönmüş yerli turistlerin ulaşımını engellediğinden, buzul gölleri tertemiz kalabilmiştir. Dün, Avusor yaylasından 45 dakikalık yürüyüşle çıkılan Avusor Deniz Gölü’nün yamacında, beyaz orman güllerinin, dağların eteklerine yayılmış sislere fon oluşturduğu, olağanüstü peyzajın karşısında bir kez daha nutkum tutulurken, buralara her daim yakın olma şansım olduğu için çok mutluydum… Kemerli Kaçkar olarak bilinen Bulut Dağı’nın dibindeki turkuvaz mavisi rengindeki bu gölün kıyısında insan, yaşamın içindeki tüm sıkıntılarını rahatlıkla unutabiliyor, adeta deşarj oluyor…Buralara gelmeye hevesli olanlara ısrarla tavsiye ediyorum, bir günlük kampınızı mutlaka bu göllerin kenarında yapın, yazdıklarıma hak vereceksiniz..
Keşke böyle bir konaklama imkânı olsaydı da, insanlar yüzyıllık bir taş konağın bir odasında tarihle baş başa kalabilseydi..Ne var ki, her şeyine iyi, güzel hoş dediğimiz, doğası sonsuz güzellikteki Kaçkarlar’ın sahibi Hemşinliler, iş konut meselesine gelince biraz hoyratlaşıyor. Nasıl mı? Her biri yüzyıl önce yapılan bu konaklarda konaklamanın imkânı yok çünkü hiçbiri turizme açık değil..Daha da vahimi insanlar bu evlere gereken özeni göstermiyorlar.

Hal böyle olunca, evler hem kaderine terk edilmişliğin hüznünü yaşıyor, hem de gelenlere yarenlik edememenin kahrını çekiyor..Bir garip hikaye baş gösteriyor böylece, bu her tarafı cennet köşede. Belki bir gün yolunuz düşerek yazdığımız Kaçkarlar macerasında buzul göllerinden biraz aşağılara inerek, en az göller kadar soğukkanlı büyük konakların öyküsüne olta atacağız. Eğer şanslıysanız, yaz aylarında belki birileri sizi misafir eder bu konaklardan birine. O zaman inanırsınız belki masalların gerçek olduğuna..

Lafı fazla uzatmadan bu konaklar bu seyrankâr tepelere nasıl kurulmuş onu anlatalım:
Büyük taş konaklar, daha çok Rusya’ya gurbete gidip para kazanan yöre halkının ürünüdür. Rusya’da pastacılıkla önemli bir gelir elde eden yöre halkı memleketiyle bağlarını koparmamış aksine daha çok bağlanmıştır. Bu konakları yapabilmek için Rusya’dan malzeme getirmekten hiç çekinmemiş, olanaklarını her şekilde değerlendirmiştir.

Yatak odalarının kapılarının açıldığı hayat bölümü genellikle kış aylarında ısıtma yapılarak ev halkının oturduğu bölüm olup penceresi güneye bakmaktadır. Hayat günümüzde salonun görevini üstlenmektedir. Genellikle hayatlara kapısı açılan 4 yatak odası bulunmakta olup 3 katlı evlerin üst katları da yatak odası olarak kullanılır. Çatılar ise kiremit kaplamadır. Eskiden çam ağacından yapılan harduma örtü malzemesi olarak kullanılırdı. Ahşap yapı tekniğinde uygulanan sistemlerde kapı ve menteşenin dışında hiç çivi kullanılmadan ahşap ev ustaları tarafından oyma sanatının en ince teknikleri, kapı, pencere ve köşe bağlantılarında titiz bir şekilde uygulandığı görülmektedir. Ayrıca evlerin tavanlarında ve gömme dolaplarda ahşap süslemeler, özellikle oturma odaları ya da misafir odalarında ve şömine başlarında çiçek işlemeleri görülmektedir. Bütün bunlar evin inşasına önem veren ustanın estetik kaygılara da önem verdiğini göstermektedir.

Oysa şaşıracak hiçbir şey yok, tüm güzelliğiyle insanları davet eden bu imkansızlıkların coğrafyası, öyle bir zaman geldi ki, tüm hiddetini kusuverdi. Kimi yerde can aldı, kimi yerde insanları mağdur bıraktı ama neticede kendini hatırlatmayı bildi. Doğa tüm sesleri ve rengiyle “ben buradayım, benimle iyi geçinin” mesajları veriyor, anlayana….
Neden böyle bir giriş yapmaya gereği hissettiğime gelince: Biz doğanın sadece “manzaralık” değil, felaket tarafını da insanlara sunmak durumundayız. Davetin izlence tarafı olduğu gibi işkence tarafı da oluyor. İnsanların şaşırmamaları, “Ama biz öyle okumadık ya da fotoğrafta burası böyle değildi” dememeleri için tedbiri baştan alıyoruz. Hayattaki her şey gibi doğanın da devingenliğini hatırlatmak babında..
Kaçkarlar’da konaklamanın en keyifli rotalarını, yönlerini bundan önceki dört yazıda anlatmaya gayret ettik ama her nedense biri de çıkıp bir tek soru sormadı, belli ki bilinen ama merak edilmeyen bir yer (mi) Kaçkarlar?

Bu son yazının temelini de zamana direnen tarihin en önemli yapı taşları, kaleler ve kemer köprülere attım. Fırtına Vadisi boyunca uzanan kemer köprülerin ve iki stratejik noktada kurulmuş kalelerin öyküsüyle baş başa kalacaksınız şimdi.
Kalenin kesin yapılış tarihini belirtecek veriler yoktur, 14-15 yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Bölgenin ilk çağları gibi orta çağ tarihi de karanlıktır. Hemşin yöresinin İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu zamanlarında tam olarak mı kısmen mi fethedildiğini bilmiyoruz. Varoş Kale, Zil Kale, Cihar Kale ve Pazar Kız Kaleleri hem yörenin, hem de Bayburt'a ulaşan önemli bir ortaçağ kervan yolu üzerinde güvenliği sağlıyorlardı. Osmanlıların bölgeyi fethinden sonra kale kullanılmaya devam etmiştir. Kalede bulunan iki el topu Trabzon Müzesindedir.



Bölge, bitki çeşitliliğinin yanı sıra barındırdığı hayvan türleriyle de doğa koruma açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de en yoğun bozayı (Ursus arctos) popülasyonunun bulunduğu bölgelerden biri olanda alanda, yaban domuzu (Sus scrofa), çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), yaban keçisi (Capra aegagrus), kurt (Canis lupus), tilki (Vulpes vulpes), çakal (Canis aureus), yaban kedisi (Felix silvestris), vaşak (Lynx lynx), karaca (Capreolus capreolus) ve porsuk (Meles meles) en önemli türlerdendir. Daha önceleri yoğun olarak bulunduğu bilinen ulu geyik (Cervus elaphus) özellikle aşırı avcılık nedeniyle artık çok nadir görülmektedir.


Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Kaçkar Dağları’nın elde kalan en önemli yürüyüş parkurlarından biri olan ve sahip olduğu doğal yaşlı ormanlar, subalpin çayırlar, kuzey-güney yönlü manzara bütünlüğü, ve seyir yerleri, bozulmamış tarihi yayla dokusu, tarihi “elle” döşenmiş taş yolları ile; Pokut ve Hazindağ yaylası arasındaki eski yayla yolu, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya. Çünkü, Hazindağ yaylasına araçla ulaşmak isteyenler, birtakım yerlerden iznini koparıp, dozeri bu yola vurmak üzereler.
Hatta belli bir mesafe aldıklarını da biliyoruz. Oysa bu yol, gerçekten de Kaçkar’ın can damarı denilebilecek, tarihi önemi haiz çok eski bir yayla yolu. Bu yoldan vakt-i zamanında, Makrevis, Çinçiva, Ortan, Pogina, Tumas, Habak, Aşağı Vice, Tecina, Arsivos, Mermanat, Podol… gibi birçok Hemşin köyünün yaylacısı geçmiş, yaylalarına ulaşmak için.
Evet, belki zahmetli, çileli yolculuklar yapılmış ama nihayetinde o zamanlar hayvancılık çok daha yaygın olduğundan ve o devirde kimse henüz “mutsuz” değilken, buralardan şikayet eden yoktu. Şimdi ise, herkes tuhaf bir biçimde kapısına kadar yol istiyor. Bu bütün Kaçkar yaylalarında baş gösteren bir sorun olmasının ötesinde, artık kavga sebebi bile olabiliyor.
Oysa yolla birlikte, bilinçsiz ve kontrolsüzce kesilen binlerce ağaç, çöp sorunu, su kaynaklarına darbe vurulması, hava kirliliği vb. gibi birçok sorun da karşımıza çıkıyor. Eğer Fırtına Vadisi bir bütün olarak korunacaksa, Milli Park ve SİT alanı olan yerlerde, bu tip çalışmaların doğal yapıyı bozmadan yapılması sağlanmalı.
Yoksa, her isteyen, istediği yere yol açma lüksüne sahip olmamalı. Bu nedenle Kaçkar Dağları’nın korunması için, bugüne kadar çalışmalar yapan tüm dernekleri, kurum ve kuruluşları, yayınları, bu bölgeye daha çok sahip çıkmaya çağırıyorum. Aksi takdirde, burada çok yakında korunacak alan kalmayacağını üzülerek belirtmek isterim.




